TÜRK BİRLİĞİ


 
AnasayfaKayıt OlAramaKapı*SSSGiriş yap

Paylaş | 
 

 Güneydeki Türk Köylerinin Durumu!!!

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Turkmenyolu

avatar

Mesaj Sayısı : 35
Yaş : 57
Nerden : TURAN
Kayıt tarihi : 18/08/08

MesajKonu: Güneydeki Türk Köylerinin Durumu!!!   18.08.08 3:06

GÜNEYDEKİ TÜRK KÖYLERİNİN DURUMU

ADIM ADIM GÜNEYDEKİ TÜRK KÖYLERİ (1)
GÜNEY’DE KALAN TÜRK KÖYLERİ’NİN DURUMU İÇLER ACISI
OKUL CAMİ VE MEZARLIKLAR BAKIMSIZLIKTAN DÖKÜLÜYOR
BAZI KÖYLERDEKİ TÜRK EVLERİ BÜYÜK ORANDA YERLE BİR EDİLDİ
RUM İLKOKULLARININ DUVARLARINDA TÜRK DÜŞMANLIĞINI İÇEREN YAZILAR DOLU

Baf/Limasol/Larnaka/Lefkoşa, 23 Haziran 03 (T.A.K.-HASAN KARAOKÇU):Oralarda köyler var. Yakında ama çok uzaktalar…Yıllar önce 1974 yılı öncesinde insanımıza yurt olmuş, barınak olmuş, aş vermiş, iş vermiş toprak ve su vermiş köyler. İnsanımızın tırnaklarıyla tutundukları, korumak için canlarını bile esirgemedikleri köyler. Bu köylerde yaşayanlar Türk oldukları için, buralarda tutunmak için çok çok bedeller ödediler..İstedikleri, yaptıkları hep insanca yaşamak amacına yönelikti. En temel insan hakkı olan yaşamak hakkını sağlamak için çok çaba harcadılar.Bu çabalarında karşılarındakilerin de aynı ölçüde hakları olduğunu yadsımadılar. Ama herşey yolunda gitmedi..Yaşamak hakkı, mal mülk edinme hakkı dolaşım hakkı sık sık çiğnendi, Kıbrıs’ın her yöresinde yaşayan Türklerin. Türk köylerinde yaşayanlar istemeden yığınla anıyı, tutundukları toprağı terkettiler. Küçücük bir göçmen evinde yeni yaşamlarını sürdürdüler.

Gün geldi, özgürlük göçüne katıldılar. Birçok tehlikeleri göze alarak Kıbrıs’ta oluşan ve dünya örgütü BM tarafından da resmen onaylanan Yeşil Hattı aşarak Türk bölgesinde toplandılar. Özgürlük Göçü 1974 sonrasında ölüme kadar giden tehlikeleri göze alarak yapılırken, Nufus Mübadelesi Anlaşması çerçevesinde de gerçekleşti.

Özgürlük göçlerine büyük istekle katılanlar yine de yüreklerinin derinlerinde bağlı kaldılar doğdukları, büyüdükleri topraklara..Ancak yaşadıkları gerçekleri de kabul ettiler..Evlerini değiştirdikleri kişiler olarak gördükleri aynı ülkenin insanları Rumların bıraktıkları evlere, bahçelere, ağaçlara sahip çıktılar. Kendilerinin gölgesinde ortudukları ağaçlara evlere veya diktikleri fidanlara aynı ölçüde sahip çıkıldığı inancını da hep taşıdılar.

Yaşı ilerleyenler doğdukları evlerini, dallarına salıncak kurdukları ağaçlarını, incirini, cevizini, üzümünü, kayısısını yedikleri ağaçlarının öykülerini evlatlarına, torunlarına özlemle anlattılar, anılarla dolu köylerini rüyalarından eksik etmediler. Bu duygularını yaşarken, kendilerini karşılarındakini yerine de koydular sık sık ve yeni yerleşim birimlerinin eski sahiplerinin anılarını gölgelememeye çaba gösterdiler. Bu nedenledir ki 30 yıl sonra, Güney Kıbrıs ile KKTC arasındaki seyahat serbestisi Türk tarafının girişimiyle başladığınDa kendilerini ziyarete gelenlere fotoğraflarını, mücevherlerini, özel önemi olan eşyalarını sakladıkları yerlerden çıkarak verdiler.

Karşılıklı olarak dökülen gözyaşları en doğal insanca duygulardı……

…Ve orda bir köy var uzakta, gitsek de gitmesek de o köy bizim köyümüzdür"

diyen insanımıza kapılar açılınca uzakta olan köyleri yakın oldular…Gidemedikleri köylerine gittiler. Oralardaki evlerini görmek istediler..Belki de kendilerinin yaptıkları gibi, anılarının sembollerinin birileri tarafından saklandığı ve kendilerine verileceği inancıyla gittiler.

"Bizim köylerimize gidenler ne buldular…Anılarının sembollerini mi? Yoksa evlerini mi? Evlerinin yerinde birkaç taşı mı?

Bir de geçmişlerinin mezarlarına ulaşabildiler mi?

Bu sorularımıza yanıt bulmak için yola koyulduk ve Güney Kıbrıs’ta kalan Türk köylerini teker teker gezdik. İşte gözlemlerimiz:

YOLA KOYULDUK

Ellerimizde haritalarla yola koyulduk. Aşırı sıcak havanın yarattığı zor koşullara rağmen listemizdeki köyleri tek tek dolaşmaya başladık. Yıllardan beridir RIK televizyon kanallarının “Güneyde kalan Türk evleri, okulları, ibadet yerleri koruma ve bakım altındadır.Kıbrıslı Türk vatandaşlarımız evlerine gelip oturabilirler” şeklindeki propagandaya yönelik yayınlarını dikkate aldığımızda, güzel ve bakımlı evler, camiler ve mezarlıklar bulabileceğimizi umuyorduk. Her gittiğimiz köyde gerçeğin öyle olmadığını gördük.

Lefkoşa, Larnaka, Limasol ve Baf’ı birbirine bağlayan güzel oto yollardan köylere doğru saptığımızda, özellikle önceleri Kıbrıslı Türklerin yaşadığı köylere doğru yöneldiğimizde ve köylerin içine girdiğimizde karşımıza çıkan tablo hiç de hoş değildi. Avrupa Birliği’ne alınmış Güney Kıbrıs’ın Baf kazasındaki bazı köy yollarının asfaltlanmamış olmasını hayretle karşıladık. Arazi nitelikli aracımıza rağmen Dağaşan’a (Vretça) ulaşmak hiç de kolay olmadı.

Rum Yönetimi’nin bugüne kadar yaptığı propagandanın aksine, 1974 Barış Harekatı sonrası Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin kontrolunda kalan Kıbrıslı Türklerin göç ettiği köylerdeki Türk varlıklarının durumu yürekler acısıydı.

CAMİLER

Özellikle okul, cami ve mezarlık gibi kutsal yerlerin çok büyük bir bölümü, bakımsızlıktan, yıkılmış, tahrip edilmiş. Camiler ve okullar güvercinlerin istilasına uğramış. Güvercin pislikleri ve ölüleri her tarafa yayılmış. Bazı camilerin duvarları da Türklere küfür eden yazılara rastlıyoruz. Büyük yerleşim merkezlerinde veya büyük yerleşim merkezlerine yakın köylerdeki camilerin dış kapıları ve pencereleri göstermelik olarak boyanmış kapalı ve kilitli. Anahtarının kimde olduğunu bulmanız da imkansız gibi. Çünkü açıldığı zaman içerdeki harap durumla karşılaşacağınız kesin. Bunu birçok yerde gözlemledik ve görüntüledik.

OKULLAR

Kimi köylerin okulları yine okul olarak kullanılmasına karşın, bazıları kiliseye çevrilmiş. Tek sınıflı bazı okulların içerisinde yaşayan Rum ailelere rastladık. Yıkılmış tahrip edilmiş, hayvan barınağı ve ambar olarak kullanılan okulların sayısı da az değil. Okul bahçelerinde veya köy girişlerine dikilmiş olan tüm ****** büstleri ise sökülüp atılmış. Yerle bir edilmiş ve geriye sadece temelleri kalmış okulların olduğunu da gördük.

EVLER

Kıbrıslı Türklerin yaşadığı evlerin büyük bölümü kendi kaderine terkedilmiş, yıkılmış, yerle bir edilmiş veya yıkılmaya yüz tutmuş durumda. Yılanlar, çıyanlar, güvercinler her tarafı istila etmiş. Yanlarına yanaşmak ve içlerine girmek oldukça tehlikeli.Ücra köylerdeki evlerin önemli bir bölümü hayvan barınağı haline getirilmiş. Küçükbaş ve büyükbaş hayvan dışkısı dolu bu evleri gezerken kokudan nefesimiz tıkanıyor. Yerlerde güvercin ölülerine rastlıyoruz. Her türlü hastalık zemini mevcut. İnsan ve çevre sağlığı açısından oldukça tehlikeli hale gelmiş bu duruma göz yumulmasını anlamak mümkün değil.

MEZARLIKLAR

Mezarlıklarda da durum pek farklı değil. Bazı büyük yerleşim merkezleri ve onlara yakın bir iki köy hariç Türk mezarlıklarının durumu da insanlık açısından utanç verici. Çoğu mezarlıklar tahrip edilmiş veya kendi kaderine terkedilmiş. Küçükbaş hayvanların mekanı haline gelen, içerisinde at beslenen, girişteki odaları samanlık haline getirilen mezarlıklara da rastlamak mümkün. Kurşunlanmış bazı mezar taşları, içilen içkilerin şişelerinin içerisine atıldığı mezarlar da tespit ediyoruz. Gittiğimiz bir köyde yaşayan bir papazın tarif ettiği arazide ise mezarlığın yerinde yeller estiğini gördük. Belli ki zaman içerisinde yıkılmış, sürülmüş ve tarla haline getirilmiş. Baf’ın ücra köylerinde elektriği ve suyu olmayan yıkılmaya yüz tutmuş eski Türk evlerinde insanlıkdışı bir yaşam süren Gurbet ailelere de karşılaştık. Kuzeyde umduklarını bulamadıkları için Güney Kıbrıs’a kaçmışlardı ama buradaki yaşam ortamlarından hiç de memnun değillerdi. Haklı olarak Rum yönetiminden epeyi dert yandılar.

RUM ŞÖVENİZMİNİN İZLERİ

Gezdiğimiz bazı köylerde Rum şövenizmi ve Türk düşmanlığı da gözlemledik. Şimdilerde Rum’un çalıştırdığı Türk kahvehanesinin EOKA Terör Örgütü Lideri Grivas ve onun adamları resimleriyle doldurulmuş. Aşırı milliyetçi bir örgütün takviminin duvarlarda asılı olduğu Kahvehanenin üzerinde ise Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı değil sadece Yunan bayrağı dalgalanıyor. Kahve içindeki tablo buranın işletmecisi yaşlı Rum kadının yüzüne de yansımış. Bizi oldukça soğuk karşılıyor.

Şövenizm olayı ilkokulların dış duvarlarına kadar taşmış. Duvarlara çizilmiş bölünmüş Kıbrıs haritaları üzerinde “Unutmuyorum; Kıbrıs Mücadele Özgürlük Geriye Dönüş; Türkleri Evlerimizden Çıkarın” şeklinde yazılara rastlamak mümkün.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Turkmenyolu

avatar

Mesaj Sayısı : 35
Yaş : 57
Nerden : TURAN
Kayıt tarihi : 18/08/08

MesajKonu: Geri: Güneydeki Türk Köylerinin Durumu!!!   18.08.08 3:06

BAF KÖYLERİ

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde Baf Köylerininin durumunu yansıtıyoruz.

İLK DURAK YEŞİLOVA (MANDİRGA)

11 Haziran’da bölgeyi çok iyi bilen rehberimiz İbrahim Tezkan’la te Baf’a doğru yola çıkıyoruz. Gün boyu süren yoğun çalışmanın ardından Yeşilova (Mandria), Ovalık (Timi), Aydoğan (Stavrogonno), Kukla, Kavaklı (Ayios Georgios) ziyaret etme imkanı buluyoruz.

İlk durağımız Baf’ın 13 km. Güneydoğusundaki Yeşilova (Mandirya) oluyor. 74 öncesi bölgenin en büyük Türk köylerinden biri olan Yeşilova’daki evlerin önemli bir bölümü kullanılıyor. Kullanılmayanlar ise yıkılmış. Camiye gidiyoruz. Kapısı kapalı ve üzerinde asma kilit takılmış. Yıllardır dış cephesi boyanmamış. Sağında solunda çeşitli eşyalar atılı. Kafes tellerin arkasındaki pencerelerin camları kırılmış. İçerisinde güvercinler uçuşuyor. Her taraf güvercin pislikleriyle dolu. Mimber kırılmaya yüz tutmuş. İçerden görüntü almak için Rum köylülere anahtarın kimde olduğunu soruyoruz. Bunun yanıtını alamadığımız için kırık pencerelerden görüntü almak zorunda kalıyoruz.

Okula gidiyoruz. İlkokul şimdilerde de Rum okulu olarak kullanılıyor. Bu nedenle bakımlı. Okulun bir duvarında Ortadan bölünmüş bir büyük bir Kıbrıs haritası üstünde ise büyük harflerle “UNUTMUYORUM” yazısı bulunuyor.

Cici Buba’nın Sineması şimdilerde patates ambarı olarak kullanılıyor. Giriş bölümünde olan odalarda ise bir aile yaşıyor.

Son olarak mezarlığa gidiyoruz. Köyün çıkışındaki Türk mezarlığı oldukça bakımsız. Osmanlı döneminden kalma üzerinde yazıtlar bulunan tarihi mezar taşları atıl durumda. Bazı yeni mezar mozaikleri kırılmış. Bakımsızlık nedeniyle mezarların önemli bölümü otlar ve dikenler arasında kaybolmuş. 22 Temmuz 1974’te şehit düşmüş Derviş Ahmet Raşit’in mezarı ailesi tarafından ziyaret edilmiş olacak ki biraz düzenlenmiş. Mezarlığın giriş kapısı sökülüp atılmış, çevre duvarları ve telleri büyük oranda yokolmuş.

OVALIK (DİMİ)

Baf kasabasına 11 kilometre uzaklıkta olan 1974 öncesi Rumlar ve Türklerin karma olarak yaşadığı bir köy olan Ovalık’tayız (Dimi).

Ovalık köyü ilk bakışta genelde temiz ve bakımlı. Burada bulunan tarihi eser niteliğindeki Camii restore edilmiş dış görünüş olarak bayağı iyi durumda. Kapısı kilitli olduğu için içerdeki durumu gözlemleyemiyoruz.

Yalnız dikkatimizi çeken birşey oluyor. Camii bahçesinin Güney kısmında küçük bir Rum adak yeri buluyoruz. Taştan yapılmış adak yerinde kısa süre önce yakılmış yağ adakları yanmaya devam ediyor. Türk Camisinin içindeki Rum adak yerine pek anlam veremiyoruz.. Köyün ilkokulu da caminin hemen yanında. Okul da halen kreş olarak kullanıldığı için bakımlı.

Türk evlerine doğru yöneliyoruz. İçerisinde oturulmayan Türk evleri bakımsız, yıkık ve harap durumda. İçlerindeki eşyalar, kırılıp dökülmüş, yerlere atılmış. Gezdiğimiz Türk evlerinin tümünde farklı bir tablo ile karşılaşmıyoruz.

Ovalık mezarlığı da kendi kaderine terkedilmiş. Burada da atılı durumda çok sayıda Osmanlı döneminden kalma üzerinde yazıtlar bulunan tarihi mezar taşları buluyoruz.

SAKARYA (KUKLA)

Baf’ın 16.5 km. doğusunda bulunan 1974’ten önce Türklerle Rumların karma olarak yaşadığı Sakarya’dayız (Kukkla).

Sakarya’nın camisinin kapıları ve pencereleri kapatılmış ve kilitli durumda. Bahçesinde otlar ve dikenle insan boyuna ulaşmış. Bahçe duvarlarının bir kısmı yıkılmış. Çoğu köyde olduğu gibi burada da caminin anahtarının kimde olduğunu bulamıyoruz. Caminin karşısında Bulunan prefabrik bir evin zamanında mücahitlerin karargahı olarak kullanıldığını öğreniyoruz. Burası şimdilerde bir Rum aileye tahsis edilmiş.

Daha önce Türklerin yaşadığı diğer evlere yöneliyoruz. Her tarafı otlar ve dikenlerle kaplı olan evlerin kapıları ve pencereleri sökülmüş veya kırılmış durumda. İçlerinde hiç eşya kalmamış, kalanlar ise kırılmış. Hayvan barınağı olarak kullanılan bazı evlere dışkı kokusundan girmek mümkün değil. Tamamen yıkılmış veya yıkılmaya yüz tutmuş çok sayıda eve de rastlıyoruz.

Türk İlkokulu Rum ilkokulu haline dönüştürüldüğü için bakımlı durumda.

Kukla Türk mezarlığını çevreleyen duvarlar tamamen yıkılmış. Mezarlığın içi yıllardır bakımsız. Birçok mezar bakımdan geçirilmediği için çökmüş veya yerle bir olmuş. Ayakta kalan birkaç mezar taşında Türk düşmanlığının izlerine rastlıyoruz. Ferzan Musa ve Musa M. Çavuş isimli kişilerin mezar taşları üzerlerindeki resimleri sert bir cisimle tahrip edilmiş. 3 Kurşun sıkılan bir mezar taşının ise kime ait olduğunu tespit etmemiz mümkün olmuyor.

KAVAKLI (AY YORGİ)

Baf’ın 20 km. doğusunda, Baf-Aynikola yolunun üzerinde bulunan 1974 öncesi sadece Kıbrıslı Türklerin yaşadığı Kavaklı’dayız (Ay Yorgi)

Diğer köylerde olduğu gibi Kavaklı köyünün minareli camisi de bakımsız. Çevresi otlar ve dikenler bürümüş, bazı pencerelerin camları kırılmış. İçeriye girdiğimizde karşımıza korkunç bir manzara çıkıyor. Caminin mimberi başta olmak üzere içerisindeki tüm eşyalar tahrip edilmiş. Kadınların ibadet etmesi için yapılan tahta merdivenli yüksek yerin merdivenleri de vahşice kırılmış.

Buradaki evlerin bazıları Rumlara tahsis edilmiş.

Türk İlkokulu Rum ilkokulu haline dönüştürüldüğü için bakımlı durumda. Kavaklı köyünün mezarlığı olarak tarif edilen yerde herhangi bir ize rastlamıyoruz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Turkmenyolu

avatar

Mesaj Sayısı : 35
Yaş : 57
Nerden : TURAN
Kayıt tarihi : 18/08/08

MesajKonu: Geri: Güneydeki Türk Köylerinin Durumu!!!   18.08.08 3:06

AYDOĞAN (STAVROGONNO)

Baf’ın 26 km. doğusunda 1974 öncesi sadece Kıbrıslı Türklerin yaşadığı Aydoğan’dayız (Stavrogonno).

Bu aynı zamanda rehberimiz İbrahim Tezkan’ın köyü. 72 yaşındaki İbrahim Tezkan 10’larca yıl sonra geldiği köyüne girişte büyük bir heyecan yaşıyor. Bir çocuk gibi seviniyor. Arabadan indiğimizde doğru evinin yolunu tutuyor. Evinin yerinde yeller estiğini görünce büyük bir hayal kırıklığına uğruyor. “Buraşta 40 merteglik evim varıdı hepsini da yıktılar” diyen İbrahin Tezkan, bşka evlerin de yıkılmış olduğunu görünce daha da üzülüyor.

Köyde ilerliyoruz camiyi buluyoruz. Kapısı kapalı olduğundan içerisine giremiyoruz. Kırık pencere camlarından baktığımızda diğer bölgelerdeki ibadet yerlerinden farklı birşey görmüyoruz. Güvercin yuvaları, pislikleri ve kırık dökük eşyalar.

Geldiğimiz Aydoğan İlkokulunun önünde asılı iki tane çan görüyoruz. Meğer ilkokul kilise haline getirilmiş. Burasının kapıları kapalı ve bakımlı. Yanda bir zamanlar Aydoğan’lıların spor kulübü veya kültür evi olarak kullandıkları bina ise çok kötü durumda. Kapı ve pencerelerinin camları kırılmış, içerisindeki eşyalar yağmalanmış.

Aydoğan’ın mezarlığına gidiyoruz. Burasını mezarlığı da bakımsız. İçerdeki bazı mezarlar tahrip edilmiş, çoğu bakımsızlıktan çökmüş veya kaybolmaya yüz tutmuş.

AKTEPE (ASPROYA)

Baf’ın 35 kilometre doğu kısmının ortalarında dağlık ve vadilik bir bölgedeki 1974 öncesi karma bir köy olan Aktepe’deyiz (Asproya).

Rum saldırıları nedeniyle Kıbrıslı Türklerin 1963’te terk ettikleri köydeki Türk evleri büyük oranda yıkılmış. Bazı evlerin yerlerine yeşil alan yapılmış.

Köyün girişindeki küçük bir minaresi olan Türk camisi kilitli durumda. Bina dış görünüm olarak iyi durumda. Buna karşın yıllardır boyanmayan pencereleri küf pas içinde ve camları kırık. İçinin ne durumda olduğunu görmek mümkün olmuyor. Çünkü diğer yerlerde olduğu gibi cami kapısına vurulan kilit kayıp. Caminin çevresi de oldukça bakımsız.

Cami karşısında bulunan ağaçlık bir tepenin üzerinde bulunan kemerli Aktepe İlkokulu ev olarak kullanılıyor. Bina restore edilmiş ve boyanmış durumda. Türklere ait evlerin tamama yakını yıkılmış. Bazılarının yerlerine yeşil alan yapılmış. Eski taştan bir evin ise oldukça harap ve bakımsız olduğunu tespit ediyoruz. Görüntü almak için içine girdiğimizde karşımıza diğer bölgelerdeki Türk evlerinden farklı bir tablo çıkmıyor.

SOĞUCAK (MAMUNDALİ)

Aktepe’den doğuya doğru yükselen tepelere doğru yöneldiğimizde çok kısa süre sora Soğucak (Mamundali) köyüne varıyoruz. Mahmut Ali isimli bir çoban tarafından 350 yıl önce kurulmuş olan Soğucak saf bir Türk köyüymüş. 1964 Rum saldırıları sonucu burada yaşayan Kıbrıs Türkler köylerini terk etmek zorunda kalmışlar.

1953 depreminde tamamen yıkılan Soğucaklılara köyün biraz kuzeyinde prefabrik evler yapılmış. 1964’e kadar Türklerin oturduğu ve sonra Rum saldırıları nedeniyle kaçmak zorunda oldukları evler olabildiğince harap durumda. Buradaki Türk topraklarına gelip ev yapan Rumlar Soğucak’da bulunan Türk evlerini tam bir viraneliğe çevirmişler. Ne kapı, ne de pencere bırakmışlar. İçlerindeki eşyalar yıllar önce talan edilmiş. Samanlık ve hayvan barınağı olarak kullanılan evlerin içi dışı pislik dolu. Güvercin yuvaları, yılanlar çıyanlar ayrı dert. Otlar ve dikenlerle çevrili evlerin çevresinde tam bir çevre felaketi var. Her türlü çöp ve katı atığa rastlamak mümkün.

Bir zamanlar saf Türk köyü olan Soğucak’ta ne bir camii, ne de okul, ne de mezarlık buluyoruz. Türklere ait tüm izler yok edilmiş.

DAĞAŞAN (VREÇÇA)

Soğucak’tan yola çıkıp dağların ve vadilerin içerisinde ilerledikten sonra Baf’ın 43 km kuzeybatısında kalan 1974’ten önce başka bir saf Türk köyü olan Dağaşan’a ulaşıyoruz.

Soğucak’tan Dağaşan’a ulaşmak hiç de kolay olmuyor. Rum köylerindeki güzelim asfalt yolların aksine Dağaşan’ın yolları toprak. Geçtiğimiz son Rum köyü olan Koilineia’dan sonra karşılaştığımız taşlı tozlu toprak yolda arazi koşulları nedeniyle de çok yavaş seyrederek Dağaşan’a ulaşıyoruz.

Karşımıza yine harap ve talan edilmiş bir Türk köyü çıkıyor. Bir tane sağlam bırakılmış ev görmek mümkün değil. Bazı taştan evler belki kendi kaderine bırakıldı diye düşünüyorsunuz ama köydeki beton evler de yıkılmış. Hem de dozerlerle. Köy sanki de yeni savaştan çıkmış bir görünümde. Yıkılan ve harap edilen hangi evin görüntüsünü alacağınızı şaşırırsınız. Girdiğimiz birçok evin içini de diğer Türk evlerinde olduğu gibi küçükbaş ve büyükbaş hayvan pislikleriyle dolu olduğunu görüyoruz. Pencereler kapılar yıllar önce sökülüp götürülmüş. Köyün içerisinde ilerlediğimiz anda karşımıza 1933 yılında yapılmış iki katlı resmi bir daire çıkıyor. Altta iki odası, üsteki hanaylı bölümde ise büyük bir salonu bulunuyor. Soldaki odanın kapısının üzerinde bulunan “EVLENDİRME DAİRESİ” yazılı levha av tüfeği ile kurşunlanmış. Alttaki yazıyı güçlükle çıkarıyoruz. Ön kapılar kapalı olduğu için arkadan dolaşıyoruz. Otlar, ağaçlar çöpler her tarafı sarmalamış. Güçlükle de olsa binanın içine giriyoruz. Evlendirme Dairesi olarak kullanılan bölümün içinde onlarca varil ve çeşitli eşyalara karşılaşıyoruz. Gözümüze bir dolap ilişiyor. Belki içinde Türklere ait bir belge var diye düşünüyoruz. Varillerin arasından zor da olsa dolaba ulaşıyoruz. Ama içinde hiçbir evrak bulamıyoruz. Sağdaki odanın kapısı arkadan da kapalı olduğu için yukarıya çıkıyoruz. Üs katın kapıları, hatta mermerleri bile sökülmüş. Bina yıkıldı, yıkılacak kadar tehlikeli. Bunu yürürken hissetmeniz mümkün.

Köyün meydanına geldiğimizde sağ tarafta minareli bir camii, sol tarafta bir zamanlar kulüp olarak kullanılan bina, orta yerde ise bir zaman ****** büstünün olduğu yeri görüyoruz. Diğer yerleşim birimlerindeki ****** büstlerindekinin aksine burada sadece ****** Büstü sökülmemiş, büstün üzerine oturduğu zemin ve büst alanındaki beton alan da tahrip edilmiş. Soldaki kulüp binasının kapıları kapalı içerden görüntü alamıyoruz. Bu bina da oldukça bakımsız. Minaresi kurşunlanmış camiye yöneliyoruz. Camiinin dış duvarları, kapı ve pencereleri kısa süre önce boyanmış. Kapının üzerine ise tüm Türk köylerinde olduğu gibi anahtarının kimde olduğu belli olmayan asma bir kilit takılmış. Caminin içini görüntüleme imkanı bulamıyoruz.

İlerledik sonra köyün ilkokulunu buluyoruz. İki sınıflı okulun demir kapı ve pencerelerinin camları tamamen kırılmış. Bir sınıfın çatısı da Rumlar tarafından yıkılmış. Diğer sınıfın çatısında da tahribatlar var. Sınıfın içerisi hayvan pislikleriyle dolu. Bir zamanlar eğitim yuvası olan okul, hayvan yuvası haline getirilmiş.

Daha sonra köyün içinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden evini görmeye gelmiş olan Sabiha Yenigüç ve ailesiyle karşılaşıyoruz. Sabiha Yenigüç, yıkılmış ve talan edilmiş evinin kapısında yaşlı gözlerle oturuyor. Ömrünün belki de en güzel yıllarını geçirdiği evinin şimdiki durumu yüreğini parçalıyor. Sabiha Yenigüç “Evimi mahvettiler. Bahçelerimiz, ağaçlarımız kuruttular” diye dert yandı. Oğlu, Cengiz Topel Yenigüç ise 1974’ten sonra ilk kez ziyaret etme imkanı buldukları köylerinin yürekler acısı durumunu görmekten duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Yenigüç, evler kadar okul, ****** büstü ve diğer resmi yerlerin harap edilmesinin de insanlık dışı bir davranış olduğunu vurguluyor.

Köyün mezarlığına ilerliyoruz. Karşımıza diğer yerlerden farklı bir görüntü çıkmıyor. Mezarlar yıkılmış, kırılmış, tahribata uğratılmış. Çoğu mezar bakımsızlıktan çökmüş, neredeyse kaybolmaya yüz tutmuş.

Dağaşan’dan da böylesi izlenimlerle ayrılıyoruz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Turkmenyolu

avatar

Mesaj Sayısı : 35
Yaş : 57
Nerden : TURAN
Kayıt tarihi : 18/08/08

MesajKonu: Geri: Güneydeki Türk Köylerinin Durumu!!!   18.08.08 3:06

ADIM ADIM GÜNEYDEKİ TÜRK KÖYLERİ (2)

GÜNEY’DE KALAN TÜRK KÖYLERİ’NİN DURUMU İÇLER ACISI

MATYAT, KOÇÇAT, DIZDARKÖY (NİSU) DALİ KÖYLERİNDE DURUM

Lefkoşa, 24 Haziran 03 (T.A.K—HASAN KARAOKÇU):

LEFKOŞA BÖLGESİ KÖYLERİ

Gezimiz çerçevesinde, Lefkoşa bçlgesindeki Matyat, Koççat, Dizdarköy (Nisu), Dali köylerine gittik.

Buralardaki durum da Baf köylerindeki durumdan çok farklı değildi.

MATYAT

Lefkoşa’nın 26 km güneyindeki Matyat’tayız. Karma bir köy olan Matyat’ta yaşayan Kıbrıslı Türkler EOKA’cıların saldırıları nedeniyle 1964’te köylerini terketmek zorunda kalmış.

Önce gidip camiyi buluyoruz. Caminin çevresi bakımız. Taş duvarlarla örülü bahçe kapısı kilitli olduğu gibi, caminin kapı ve pencereleri de kilitli. Caminin sadece dıştan görüntüsünü alabiliyoruz.

Çekim yaptığımızı gören yakı evden yaşlı ve sakallı bir Rum yanımıza geliyor. Köyün papazı olduğunu belirtiyor. Kendisinin de göçmen olduğunu, oturduğu evin Türk evi olduğunu söylüyor. Bize fazla ters davranmıyor. Bildiği Türk evleri, okul ve mezarlığın yerini tarif etmesini istiyoruz. Evinin karşısında bulunan geniş bir arazide eskiden Türk evleri bulunmasına karşın tümünün yıkıldığını, köye gelen Rumların yeni ev yaptığını söylüyor. Bir tepenin üzerinde okulun yerini tarif ediyor. “Orada bina birşey bulamazsınız. Hepsini yıktılar. Belki sadece temelleri olabilir” diyor. Mezarlığı da ters yönde biraz uzaktaki bir tarla olarak gösteriyor.

Kurumuş olan otlar ve dikenler arasında ilerleyerek okul olarak tarif edilen yeri bulmaya çalışıyoruz. Sonunda köy papazının dediği gibi yerle bir edilen Türk İlkokulunun sadece temel taşlarını buluyoruz.

Daha sonra mezarlık olarak tarif edilen tarlaya gidiyoruz. Ama burada ne mezara, ne de mezar taşına rastlıyoruz.

KOÇÇAT

Lefkoşa kazasında gittiğimiz ikinci köy zamanında en büyük Türk köylerinden olan Koççat’tayız.

Koççat’taki Türk evlerinin bir bölümü tamamen yıkılmış, ayakta kalanlar bakımsızlıktan yıkılmak üzere. İçlerine Rumların yerleştirildiği evlerin durumu iyi. Köyün meydanına yakın bir yerde bulunan caminin kapısı ve pencereleri kapalı ve kilitli. Kilit ortada olmadığı için camiinin içini görüntüleyemiyoruz. Köyün meydanında 1937 yılında yapılan asmalı bir Türk kahvesi görüyoruz. Üzerinde büyükçe bir Yunan bayrağı dalgalanıyor. Asmanın altında oturan yaşlı Rum kadın şimdilerde kahvenin işletmecisi. Bizi oldukça soğuk karşılıyor. Kahve söylüyoruz, yanında çalışan yabancı kıza yapmasını söylüyor. İç duvarlarda asılan fotoğraflar gözüme çarpıyor. Arkadaşlar Rum kadınla sohbet ederken, ben makinemi alıp içeriye giriyorum. İçerisi sanki kahvehane değil de EOKA müzesi. Tam karşıda EOKA Terör Örgütü Lideri Grivas’ın büyük bir fotoğrafı asılmış. Diğer yanda EOKA liderlerinden Markos Dragos, Kriyakos Matsis’in fotoğrafları var. İngiliz döneminde çeşitli cinayetlere karıştıkları için asılan 9 Eokacının camlanmış fotoğrafları da duvardaki yerini almış. Altında da “EOKA’nın asılan mücadelecileri” yazıyor.

Bir başka camlanmış fotoğrafta ise ellerinde silah olan birçok EOKACI’nın çeşitli yerlerdeki görüntülerinden yer alan bir tablo oluşturulmuş. “EOKA 55-59 Mücadelelerinden Görüntüler” yazısı da fotoğrafın altında yer alıyor.

Kahvehanenin duvarında bir de takvim gözümüze ilişiyor. Bu takvim 1952 yılında kurulan aşırı milliyetçi ve EOKACI bir örgüt olan Filya Dini Ortodoks Kurumu’na ait. Bu takvimde de ellerinde yunan bayrakları askeri kıyafetler içerisindeki yürüyen gençlerin ön planda olduğu bir resim bulunuyor. Resmin altında ise “Özgürlük İhtiras ve Cesaret İster” yazısı bulunuyor.

Görüntülerimi aldıktan sonra dışarıya çıkıyorum. Gelen kahvelerimizi yudumlayıp Koççat’ı dolaşmaya devam ediyoruz. Geldiğimiz Türk ilkokulunun kapıları pencereleri kapalı. Bazı camları kırık. Çevresi yıllardır temizlenmemiş. Bir zamanlar minik öğrencilerin üzerlerinde eğitim gördüğü sıra ve sandalyeler kırılıp okulun arka tarafına atılmış. Okulun tuvaletleri de çevresi gibi pis ve bakımsız. Yanımıza gelen bir Rum kadın okulun bir odasında sadece seçimden seçime sandık kurulduğunu diğer zamanlar hep kapalı olduğunu söylüyor.

Mezarlığa geliyoruz. Mezarlığın ne kapısı kalmış ne de duvarları. Köyün görünen yerinde olduğu için sadece otları biraz temizlenmiş. Ama mezarların çoğu yerle bir olmuş. Ayakta kalan mezarların çoğu ise kırılmış. İsim taşları parçalanmış. Bir mezarın içinin kazılmış olduğunu görüyoruz. Kemikler orta yerde atılı olduğunu görünce irkiliyoruz. Kazılmış olan bu mezarın içi çöplük gibi de kullanılmış. İçki şişesi dahil çeşitli atıklar var.

Koççat mezarlığından ve Koççat’tan bu izlenimlerle ayrılıyoruz.

DİZDARKÖY (NİSU)

Lefkoşa’nın 18. Km. güneyinde 1963 yılına kadar karma bir köy olan ancak 1963 saldırıları sonrası Kıbrıslı Türklerin terketmek zorunda kaldıkları Dizdarköy’deyiz. (Nisu).

Köyün Osmanlı Dönemi’nde yaptırılan minareli camisini buluyoruz. Minare dış görünüş olarak ayakta kalan Türk eserlerinden biri. Pencere başlarında zamanında yaptırılmış ay yıldızlı taştan süslemeler duruyor. Minaresi bakımsız olmasına karşın durumu fena değil. Camiinin içine girdiğimizde yine uçuşan güvercinler ve her tarafa yayılmış olan güvercin pislikleriyle karşılaşıyoruz. Camiinin içindeki eşyaların yağmalanmış veya atılmış. İçerde bırakılan mimber ise kırılmış durumda.

Dizdarköy’ün tek odali okulunu buluyoruz. Caminin olduğu gibi okul kapı ve pencerelerinin üzerinde taştan ayyıldızlı süslemeler var. Okulun demir kapısı da Osmanlı döneminden kalmış. Ön kapısı ve 2 penceresi kahverengiye boyanmış ve kapalı. Arka tarafa dolaştığımızda karşımıza bir Rum kadın çıkıyor. Okul olarak kullanılan binada kendisinin oturduğunu söylüyor.Rum kadın okulun arka kısmına ek binalar da yapmış.

Eski Türk evlerinin olduğu bölgelere gidiyoruz. Diğer yerlerde olduğu gibi Türk evleri yıkılmış veya kendi kaderine terkedilmiş. Dizdarköy’ün mezarlığı da oldukça bakımsız. Çoğu mezarlar kaybolmuş. Ayakta kalan birkaç mezarın ise taşları kırılmış.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Turkmenyolu

avatar

Mesaj Sayısı : 35
Yaş : 57
Nerden : TURAN
Kayıt tarihi : 18/08/08

MesajKonu: Geri: Güneydeki Türk Köylerinin Durumu!!!   18.08.08 3:07

DALİ

Bu kez yolumuz Dali’ye düşüyor. Dali de 1963’e kadar karma olan, ancak 1963’te başlayan Rum aldırıları sonrası Kıbrıslı Türklerin terketmek zorunda kaldıkları bir köy.

Dali’deki Türk evleri yıkılmış. Kalan bazı kerpiç evlere Rumlar yerleştirilmiş. Mezarlığa gidiyoruz. Diğer Kıbrıslı Türklerin mezarları bakımsız ve bazı mezarların kaybolmuş karşın 1965’te öldürülen Derviş Ali Kavazoğlu’nun mezarına özenle bakılmış. Yan tarafından da Kavazoğlu’nun bir büstü bulunuyor.

Mezarlığın hemen üst başındaki ilkokul binası şimdilerde kreş olarak kullanılıyor. Okul müdürünün verdiği bilgiye göre Türk okulu tek sınıflıymış.. Kendilerinin daha sonra yaptırdığı ek odalarla genişletilmiş.

Dali’nin 1839’da Kıbrıs Vali’si olan Ziya Paşa tarafından yaptırılan minareli tarihi Türk camisini buluyoruz. Caminin kapıları ve pencereleri göstermelik olarak boyanmış. Bahçesine girilen demir kapısı kilitli. Parmaklıklardan atlayarak bahçeye giriyoruz. Ziya Paşa tarafından hazırlanan Osmanlı Dönemine ait yazıtlar kapının üzerinde duruyor. Camiinin giriş kapısında asma kilit olduğu için içeriye giremiyoruz. Kapının biraz aralı olduğunu görünce içeriye bakıyorum. Korkunç bir manzara. Her taraf yıkık,dökük ve pislik içinde. Dini amaç için kullanılan eşyalar kırılmış, talan edilmiş sağa sola atılmış durumda. Dijital kameramı kapı aralığından uzatıp içerisinin görüntüsünü kareliyorum.

ADIM ADIM GÜNYDEKİ TÜRK KÖYLERİ (3)

LİMASOL KÖYLERİNDEKİ TAHRİBATLAR AĞIR

Lefkoşa, 25 Haziran 03 (T.A.K-HASAN KARAOKÇU)—

LİMASOL KÖYLERİ

12 Haziran’da Limasol kazasında inceleme imkanı bulduğumuz Çayönü (Paramal), Düzkaya (Evdim), Mersinlik (Ay Tuma), Çamlıca (Bladanisya) ve Gökağaç (Alehtora) köylerinde durum diğer Türk köylerinden farklı değildi.

ÇAYÖNÜ (PARAMAL)

Limasol bölgesinde ziyaret ettiğimiz ilk köy Limasol -Baf anayolunun 30 km. batısında bulunan 1974 öncesi karma bir köy olan Çayönü (Paramal) oluyor.

Çayönü’nde her gittiğimiz yerde şok oluyoruz. Böylesi bir tahribata başka yerde rastlamak mümkün değil.

Önce köyün minareli camisini buluyoruz. Binanın duvarları hariç her tarafı kırılmış, dökülmüş, tahrip edilmiş. Deyim yerinde ise ne çatısı, ne bacası, ne kapısı ne de penceresi bırakılmış. Bu tahribat caminin kendi kaderine terkedilmişliğinden kaynaklanan bir tahribat değil. Tamamen bilinçli olarak yapılmış bir tahribat. Caminin içinde korkunç bir görünüm var. İçerdeki mimber dahil herşey kırılmış, dökülmüş. Caminin içerisinde sonradan getirilmiş bazı kırık sandalyeler ve sağa sola atılmış kırık içki şişelerine de rastlıyoruz. Güvercinler ve güvercin pisliklerinin yarattığı kirlilik caminin her köşesini kaplamış. Duvarlarda Türklere küfreden yazıları da tespit ediyoruz.

Caminin hem yanında okula gidiyoruz. Aynı tablo burada da karşımıza çıkıyor. Okul da yıkık, dökük. Ne masa, ne sandalye ne de başka birşey bırakılmış. Tuvaletler de tahrip edilmiş. Bahçedeki ****** Büstü beton zeminin üzerinden sökülüp atılmış. Okulun bahçesindeki oyun grupları da kırılmış. Nereye baksanız tam bir utanç tablosu.

Okuldaki bu izlenimlerimizden sonra Çayönü’nde Kıbrıslı Türklerin yaşadığı evlerin olduğu bölgeye gidiyoruz. Genellikle bölgenin yapısına uygun olarak taştan yapılmış olan onlarca evden bir tanesini bile sağlam bulmuyoruz. Hepsi yıkılmış ve harabeye döndürülmüş. Ağrotur Üssü’nde kalan İngiliz askerlerinin zaman zaman gelip bu evlerin olduğu bölgede tatbikat yaptığını öğreniyoruz. Buna ilişkin bir iki de levhaya rastlıyoruz. Bölgede bulduğumuz Rum çobanın tarif ettiği Türk mezarlığının içinde başka bir çobanın keçilerini otlarken buluyoruz. Keçiler mezarların üzerine çıkıyor, yatıyor, kalkıyor pisliyor. Her taraf küçükbaş hayvan dışkısıyla dolu. Mezarların çoğu bakımsızlıktan yok olmuş. Diğer mezarlar ise otlar dikenler ve çalılıkların arasında yokolma sürecini yaşıyor.

Çayönü’nden Kıbrıslı Tüklere ait sağlam tek birşey bulmadan ayrılıyoruz.

DÜZKAYA (EVDİM)

Limasol’un 31 km. batısında bulunan 1974 öncesi karma bir köy olan Düzkaya’dayız. (Evdim).

Düzkaya Kıbrıslı Türklere ait evlerin bazılarında şimdilerde Rumlar oturuyor. Bazı Türk evleri ise yıkılmış. Yerine yeşil alanlar yapılmış. Minaresi bulunan camisinin iç ve dışı diğer yerlere göre bakımlı görünüyor. Camii bahçesinde 3 tane şehit mezarı bulunuyor. Bu mezarlar bakımsızlıktan kısmen yıpranmış.

Kıbrıslı Türklere ait evler ve camide edindiğimiz bu izlenimden sonra köyde yaşayan bir Rum bizi Türk mezarlığına götürüyor. Açık olan demir kapıdan içeriye baktığınız zaman burasının mezarlık olduğuna bin şahit istersiniz. İnsan boyu otlar, dikenler ve zaman içerisinde büyüyen ve her geçen gün çoğalan akasya ağaçlarından başka birşey görmeniz mümkün değil.

Demir kapının hemen solunda bulunan mezarlık odası hayvan barınağı ve zamanlık olarak kullanılıyor. Onun görüntülerini aldıktan sonra otlar, dikenler ve ağaçlar arasında güçlükle ilerliyoruz. Çoğu mezarlar, çökmüş, yerle bir olmuş yıkılmış. Kalanlarında bir süre sonra yokolacağı kesin. Zehirli bir yılan veya böcek ısırmasına maruz kalmamak için aldığım görüntülerin hemen ardından mezarlıktan çıkıyoruz.

Daha sonra sora sora Türk İlkokulunu buluyoruz. 3 odalı İlkokulun tepesine haç dikilmiş. Rumlar bu okulu da kilise haline dönüştürmüş. Kapılar kapalı olduğu için içeriye giremiyoruz. İçerisi Hristiyan dinine ait çeşitli ikon, heykel ve eşyalarla doldurulmuş. Zor da olsa pencereden bunların bir iki görüntüsünü alıyoruz.

Onun hemen yanında bulunan Rum ilkokuluna gidiyoruz. Rum ilkokul çocuklarının her sabah toplandığı yerin karşısındaki duvarda Bir Kıbrıs haritası ve Rumların 1974’te kuzeyde terkettiği isimler yazıyor. Haritanın altında “Unutmuyorum ve Mücadele Ediyorum”, haritanın üstünde ise “Kıbrıs Mücadele Özgürlük geriye Dönüş” yazısı bulunuyor.

Okulun giriş bölümündeki bir duvarda ise ellerinde Yunan bayrakları ve çiçekler olan küçük çocukların resimleri ve resimlerin üzerinde onların ağzından çıktığı belirtilen “Türkleri Evlerimizden Çıkarın”, “Kayıp Babamı Geri istiyorum”, “Kıbrısımıza Özgürlük” sözleri yer alıyor.

Düzkaya’dan da bu izlenimlerle ayrılıyoruz.

MERSİNLİK (AYTUMA)

Limasol’un 50 km batısındaki Evdim ile Çamlıca arasında bulunan 1974 öncesinde tamamen Türk köyü olan Mersinlik’teyiz.

1974 sonrası Rumların yerleştirildiği evler bakımlı. Kullanılmayan az sayıda ev kendi kaderine terkedilmiş. Ama diğer köylerdeki gibi burada bilinçli bir tahribat göze çarpmıyor. Sadece köyün ortasında bulunan ****** büstü sökülerek atılmış. Köyün ilkokulu, şimdilerde de ilkokul olarak kullanıldığı için iyi durumda.

Köyün camisinin çok bakımlı değil. Diğer köylerde olduğu gibi kapısında kilit bulunmadığı için içerisine gidiyoruz. Ciddi bir tahribat görünmüyor. Camii güvercinlerin yuvası haline de gelmemiş.

Mersinliğin mezarlığının nerede olduğunu bulamadığımız için görüntü alamıyoruz.

ÇAMLICA (BLADANİSYA)

Limasol’un 50 km. batısında 1974 öncesi saf bir Türk köyü olan Çamlıca’dayız (Bladanisya).

Çamlıca’da da Mersinlik’ten farkı bir durum gözlemleyemiyoruz. Rumların yerleştirildiği evler bakımlı durumda. Yalnız Çamlıca’da içinde oturulmayan daha fazla ev var. Kendi kaderine terkedilmiş bu evler yavaş yavaş yıkılmaya başlamış, bazıları yıkılmak üzere. Köy meydanında bulunan ****** büstü burada da ortadan kaldırılmış. Yerinde sadece beton yapısı duruyor. Çamlıca’nın tek odalı ilkokuluna gidiyoruz. Okul bahçesinde bulunan başka bir evde 2 yaşlı Rum oturuyor. Yalı Rumlar okulu kullanmıyor. Ama gidip görebileceğimizi söylüyorlar. Okulun içinde bir iki masa sandalye ve ressamların kullandığı sephalardan bulunuyor. Belli ki burayı bir veya birkaç ressam mekan adinmiş.

Çamlıca caminin çevresi uzun süredir temizlenmemiş. Pencerelerinin bazıları kırık. İçerisi de pek temiz sayılmaz.

Çamlıca mezarlığına gidiyoruz. Burdaki Türk mezarlığının da otları temizlenmiş. Ama yıllardan beridir devam eden bakımsızlık nedeniyle mezarların çoğu burada da yerle bir olmuş, çökmüş. Çok az sayıda mezar taşı günümüze kadar ulaşmış.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Turkmenyolu

avatar

Mesaj Sayısı : 35
Yaş : 57
Nerden : TURAN
Kayıt tarihi : 18/08/08

MesajKonu: Geri: Güneydeki Türk Köylerinin Durumu!!!   18.08.08 3:07

GÖKAĞAÇ (ALEHTORA)

Limasol’un 40 km. batısında Baf sınırına yakın bir yerde olan Gökağaç (Alehtora) 1974’ten önce tamamen Türk olan köylerden bir tanesiydi.

Köydeki evlerin bir bölümü yıkılmış ve yerle bir edilmiş. Kalan evlerin önemli bölümünde Rumlar yerleştirilmiş. Köy meydanına yakın bir yerde bulunan cami dış görünüş olarak sağlam durumda. Kapısı kilitli olduğu için içerisinden görüntü alamıyoruz. Okula gidiyoruz. Okulun hem iç, hem de dış kapısı kilitli. Bahçesinin girişinde bir taştan mutfak teknesi ve şeffaf naylona sarılmış bir heykel bulunuyor. Çevresindeki otlar insan boyu. Arka bahçede buluna tuvaletler bakımsızlıktan yıkıldı.

Okulun bazı odalarında yatak, masa ve benzeri eşyalar görüyoruz. Köylüler okulu bölgede arkeolojik çalışma yapan Amerikalı bir grubun kullanmakta olduğunu söylüyor. Okulun anahtarının da şimdi Amerika’da olan ekipte olduğunu belirtiyorlar.

Köyün mezarlığı otları biraz temizlenmiş olmasına karşın fazla bakımlı değil. Burada da çok sayıda mezar yerle bir olmuş. Ayakta kalan bazı mezar taşları kırılmış.

Bağlık ve bahçelikler arasındaki Gökağaç’tan da bu izlenimlerle ayrılıyoruz.

GÜNEY KIBRIS’TAKİ TÜRK KÖYLERİ İKİNCİ BÖLÜM DİZİ (1)

KÖYLERLE BİRLİKTE ANILARIN DAYANAKLARI DA YOKEDİLDİ

AYBİFAN MI? :”ORASI YOK ARTIK

SORU: "ALİFODEZ’E NE OLDU? ”

YANIT:""MUHTAR AZİZ EFENDİ HAYATTA MI?”

Lefkoşa, 5 Ağustos 03 (T.A.K—Hasan Karaokçu):

Kıbrıslı Türklerin yıllar yılı yaşadıkları köyler vardı bir zamanlar. 1963-1974 arasında yıkılan 103 köyün dışında ayakta duran köyler. Türk sakinleri tarafından büyük bedellerle korunan köyler…Anılarla dolu, ata mezarlarının yer aldığı, evinin harcında emek ve ter olan, bir yaşamın kapsadığı her türlü duygu ve anıyı barındıran evler, köyler, yerleşim birimleri…..1974 sonrasında özgür bir yaşam için yığınla anı ve dağlar gibi yükselmiş duygu yüküyle köylerin sakinleri özgürlük göçüne katılarak Kıbrıs’ın Kuzeyine geçtiler.

29 Yıl boyunca Nufus Mübadelesi Anlaşması uyarınca Kuzeye geçerek Rumlarla değiştirdikleri köylere, yeni barınaklarına sahip çıktılar. Köylerin evlerin, eski sakinlerinin anılarının dayanaklarını yıkmadan, ortadan kaldırmadan yaşadılar buralarda.

Bu süre içinde kendi evlerinin ve köylerinin de yerinde olduğu hayaliyle, belleklerindeki görüntüleri canlı tutarak anılarıyla yaşadılar. Göremedikleri evlerinin ve köylerinin koruma altında olduğu yönünde de propaganda mesajlarına hep inandılar…Ta ki gidip evlerini, köylerini görsünler.

Güney’deki Türk köylerine yaptığımız ziyaretleri kısa bir aradan sonra sürdürdük. Karşımıza çıkan manzaralar öncekilerden pek farklı değildi.

Öncelikle Lefkoşa bölgesi köyerinden işe başladık.

Alifodez köyünü, Aybifan’ı, Arpalık’ı yerinde bulamadık.

"Alifodez ne oldu?" sorumuza, komşu köyün, Alifodezi ve Alifozlileri tanıyan Rumların yanıtı, “Muhtar Aziz Efendi hayatta mı, Faiz ne yapıyor?” oldu.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın anılarının bir kısmının toplandığı “Karkot Deresi” adlı kitabından tanıdığımız ve oradan kaçan Kıbrıslı Türklerin anılarını barındıran Trodos dağlarının eteklerindeki Aybifan köyü de ortalarda yok…Çevre köylerdeki Rumlar’dan yok olan köyün nerelerde olduğunu, öğrenmeye çalışyoruz. Aldığımız yanıt oldukça ilginç ve düşündürücü:

"Orası Denktaş’ın köyüydü. Ne oldu biz de bilmiyoruz.”

Arpalık’ta Türk evleri yıkılmış..Köydeki tarihi kilise restore edilirken, tatbikat alanı olarak kullanılan köydeki caminin duvarlarının hedef tahtası görevini yaptığı, üzerindeki yüzlerce mermi izinden anlaşılıyor. Zamanında mezarlığın bulunduğu okalüptüs ağaçları yerinde ama mezarlıktan geriye kalan sadece birkaç kırık taş.

İşte sırasıyla gezdiğimiz Lefkoşa bölgesindeki köylerimizin durumu:

FLASU

17 Temmuz’da Kermiya sınır kapısından geçtikten yaklaşık 50 dakika sonra Lefkoşa’nın 45 kilometre batısında Lefke’nin doğusundaki Solya Vadisinin içinde bulunan Flasu’ya varıyoruz.

1964 yılına kadar karma bir köy olan, ancak bu yıllarda Rum baskıları nedeniyle Kıbrıslı Türklerin göç etmek zorunda kaldıkları köylerden biri Flasu.

Bu kez yanımızda aslen Aybirfanlı olan Erol Mustafa var. Köy meydanında bulunan park yerine arabamızı park ediyoruz. Buraları adım adım tanıyan rehberimiz Erol Mustafa arabamızı park ettiğimiz yerin üzerinde 29 yıl öncesinde Türk kahvesi ve kooperatif binasının bulunduğunu söylerken buruklaşıyor. Ama umutlarını daha ilk adımdan yok etmek istemiyor ve “Sizi okul ve caminin olduğu yere götüreyim” diyor. Köye hakim yüksek bir yerde bulunan okul ve cami binasının yerinde de yeller esiyor. Tamamen yerle bir edilmiş, Geride sadecek tek bir harup ağacı ve betonları kırılmış bir çeşme kalmış

Köyün çevresi oldukça yeşillik. Her türlü meyve ağacı yanında çok sayıda zeytin ağacı da var. Köyün doğusunda bir zaman Türklerin oturduğu mahallelere gidiyoruz. Türklerin evlerinin önemli bölümüne Rum aileler yerleştirilmiş. Bu evler bakımlı ama çok sayıda ev da yıkılmış ve yerle bir edilmiş Bu bölgelerdeki görüntülerimizi aldıktan sonra tarif edilen bölgede Flasu mezarlığını aramaya koyuluyoruz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Turkmenyolu

avatar

Mesaj Sayısı : 35
Yaş : 57
Nerden : TURAN
Kayıt tarihi : 18/08/08

MesajKonu: Geri: Güneydeki Türk Köylerinin Durumu!!!   18.08.08 3:08

MEZARLIK ALANI DAMLA SULAMALI TARIM ARAZİSİ OLDU

Ulu bir okaliptus ağacının olduğu bölgedeki mezarlığı ararken sadece ağacı buluyoruz. Orta da ne mezarlık var ne mezar. Burası boş bir tarla görünümünde tarlayı gezmeye devam ederken sol tarafta gözümüze betondan büyük bir mezar taşı ilişiyor. Bu mezar taşının 29 Temmuz 1947 de ölen Ali Osman Onbaşı’ya ait olduğunu tespit ediyoruz. Bu geldiğimiz alanın yerle bir edilen mezarlık olduğunun ispatı oluyor. Mezarlık alanının bir bölümü de tarım amaçlı kullanılıyor. İçerisinde damlama sulama sistemi kurulmuş Mezarlığın güneye

bakan kısmında bulunan bir ağacın gölgesine de köpek bağlanmış Bizi görünce huzursuz olup havlamaya başlıyor.

ESKİ FOTOĞRAF

Yerle bir edilen Flasu mezarlığından görüntülerimizi aldıktan sonra biraz soluklanmak için kahveye oturuyoruz. Yıllarca Lefke’de yaşamış Loizou isminde orta yaşlı bir Rum yanımıza yanaşıp Türkçe olarak selamlaşıyor. Ardından Türkçe konuşmaya devam ediyor. Uzun yıllar CMC’de çalıştığını söyleyen Loizou Türkçe’yi o dönemde öğrendiğini çok sayıda Kıbrıslı Türk arkadaşı olduğunu söylüyor. Ardından Flasu Muhtarı Petro Eftimiadis yanımıza geliyor. Rehberimiz Erol Mustafa ile tanıdık çıkıyorlar. Tokalaşıp kucaklaştıktan sonra biraz sohbet ediyorlar. Yanımızdan ayrılan Muhtar 2 dakika sonra 1958 yılında İngiliz okulunda okuyan Türk ve Rum çocukların bir fotoğrafını getirip Erol Mustafa’ya veriyor. Erol Mustafa bu anlamlı fotoğrafı aldığına oldukça seviniyor ve Eftimiadis’e teşekkür ediyor.

YANNAKİS “TÜRKİYE’YİZ BİZ GETİRTTİK”

Bu kez yanımıza Yannakis Willidonis isimli 45-50 yaşlarında bir Rum geliyor. Yannakis sohbetimiz boyunca ada’da Türklere karşı yanlış uygulamalarından ve yaptıkları hatalardan söz ediyor. Bireyler bazında insani davranışların nasıl tepkiyle kariılandığını, Türklerin köylerinden göç etmek zorunluluğunu neden yaşadığını Yannakis’in sözleriyle bir kez daha belgeliyoruz:

"Türkiye bize iyi yaptı. Kıbrıslı Türkleri aşağıya bastırdık, bastırdık, sonunda Türkiye geldi onları kurtardı” diyen Yannakis Eoka’nın etkili olduğu yıllarda köydeki Türklerin nasıl kaçırıldığını ise, şöyle anlatıyor:

"Eoka’cılar o zaman köye gelip bakkalları gezdiler. Türklere hiç mal satmamaları konusunda tehdit ettiler. Babam bu durum karşısında günde 2 ekmek alırken 6 ekmek almaya başladı. 4 ekmeği arkadaşı olan Kıbrıslı Türklere dağıtıyordu. 10 gün sonra köye gelen Eoka’cılar durumu öğrenince Rum bakkalın babama fazla ekmek satmasını engellediler. Ondan sonra Türkler baskılara dayanamayıp köyü terk etmek zorunda kaldı.”

Yannakis’in bu samimi itirafları bize ilginç geliyor. “Benim gibi düşünen çok insan var ama konuşmaya çekiniyorlar” diye sözlerini tamamlıyor. Kahve sohbetimizi tamamlayarak Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın babasının köyü olan Aybifan’a doğru yola çıkıyoruz.

AYBİFAN

Aybifan Flasu’ya oldukça yakın bir köy Flasu’dan çıktıktan hemen sonra Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın bir kitabına ismini verdiği Karkot Deresi’ne geliyoruz. Tarihi bir köprüsü olan dere Temmuz ayının sonuna yaklaşmamıza rağmen akıyor. Rehberimiz Erol Mustafa derenin yataklarında bulunan geniş arazilerdeki zeytinlikleri ve bahçeleri gösteriyor. Bunların bir kısmının Cumhurbaşkanı Denktaş’ın babasına ait olduğunu anlatıyor. Karkot Deresinin güzelliklerinden ayrılıp Aybifan’a doğru tırmanıyoruz. Köyü gösteren herhangi bir levha yok. Buna gerek de kalmamış. Çünkü Rumlar, 1960’lı yıllarda burada yaşayan Kıbrıslı Türkler baskılar nedeniyle göç etmek zorunda kalınca, bu küçük ve şirin Türk köyünü tamamen yerle bir etmiş. Ardından burayı askeri bir kamp alanı haline getiren Rumlar bir süre sonra da bu askeri kampı terkedip gitmişler. Yerinde yeller esen Aybifan’da sadece terkedilmiş askeri araçlar, patlamış sis bombaları, tel örgüleri ve hendekleri buluyoruz.

Aybifan’da tek bir ev yok. Temellerinin kalıntılarını bile bulmakta güçlük çekiyoruz. Aslen Aybifanlı olan rehberimiz Erol Mustafa da gördükleri karşısında şok yaşayor. Doğup büyüdüğü evi, çocukluğunun güzel günlerinin geçtiği sokakları arıyor. Sağa gidiyor, sola gidiyor hiçbirşey bulamıyor. Bunun derin üzüntüsü yüreğine çöküyor. “Bu ne kin, bu ne nefret” demekten kendini alamıyor.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın babasının evinin olduğu yeri arıyor bize göstermek için. Otlar ve dikenler arasında yoğun bir aramadan sonra evin temellerinden arda kalan taşları buluyor. Karkot deresinin muhteşem manzarası, diğer tarafta Trodos dağının tüm güzelliği. Zamanında böylesine güzel bir yere kurulmuş ev artık tarihe karışmış..

Aybifan’da incelemelerimizi sürdürüyoruz. Rumların askeri kampı kullanırken yaptıkları kilise ayakta duruyor. Aybifan’da yaşayan Türklerin zamanında içme suyu ihtiyacını karşılamak için yaptırılan 2 çeşme duruyor. Tabii ki askeri kamp oradan ayrılacağı zaman ikisi de tahrip edilmiş. Beton yapıları olduğu için bunların sökülüp atılması kolay olmamış. Rehberimiz bizi mezarlık alanına götürüyor. Aybifan’ı yerle bir eden Rumlar mezarlığı da yerle bir etmiş ne bir mezar ne de bir mezar taşına rastlıyoruz. Tamamen yokedilmiş Aybifan’dan böylesi izlenimlerle ayrılıyoruz.

ALİFODEZ

Aybifan’dan sonra Lefkoşa’nın 35 kilometre uzaklığındaki Alifodez köyüne geçiyoruz. Bu şirin ve küçük Türk köyü de yerle bir edilmiş. Yalnız köyün çeşmesi ve köy camisinin bir duvarı ayakta kalabilmiş. Köyü yerle bir eden Rum Yönetimi bu köyü haritadan da silmiş. Rum Yönetiminin çıkarttığı haritalarda Alifodez’in adı ve şanı yok. Yollardaki levhalar sadece Alifodez’in yakınlarındaki Katomoni ve Mitsero köylerini gösteriyor..

Köyün pınar suyu başka bir yöne çevrilmiş. Çeşmenin yanına bir adak yeri yapılmış. Orada sürekli yanan bir kandil görüyoruz. Komşu Katomoni köylülerine Alifodez ne oldu diye sorduğumuzda yanıt alamıyoruz. “Muhtar Aziz Efendi hayatta mı? Faiz ne yapıyor?” diyerek sözü değiştiriyorlar. Tabii ki bu Alifodez’in yerle bir edildiği gerçeğini değiştirmiyor.

ARPALIK (AYSOZOMENOS)

6 Şubat 1964’te gerçekleşen saldırılarda 5 şehit ve iki yaralı verdikten sonra terk edilmek zorunda kalınan saf Türk köyü olan Arpalık’a (Aysozomenos) doğru yol alıyoruz. Dali’den sonra da Protomia’dan geçiyoruz. Protomia’yı çıktıktan kısa süre sonra karşımıza Ayios Sosomonos yazan kahverengi bir levha çıkıyor. Asfalt olan bu yolda bir iki km. ilerledikten sonra toprak yola saptığımızda Arpalık 1 km. ileride görünüyor.

Bölgeye hakim tepelerin yamaçlarında bir köy. Yavaş yavaş köye giriyoruz. Karşımıza ikinci bir Üçşehitler (Goşşi) olayı çıkıyor.

1964’te insan katliamı, daha sonraki yıllarda da belli ki ev katliamı yaşanmış. Evlerin yüzde yüze yakını yıkılmış, harap olmuş, tahrip edilmiş. Arpalık tam bir hayalet köy haline gelmiş.. İlerlemeye devam ediyoruz. Türk evleri yıkılmış ama tarihi kilise restore edilmeye başlanmış. Kilise içinde çalışan kişiler görüyoruz. Selamlaşıp çekimlerimize devam ediyoruz. Evlerin yıkıntıları arasında güçlükle ilerleyerek çekimlerimizi sürdürüyoruz. Her an zehirli bir yılan veya böcek sokmasıyla karşı karşıyayız. Köyün içerisinde yüksek bir yere yapılmış caminin olduğu yerdeyiz. Cami de büyük oranda yıkılmış.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Turkmenyolu

avatar

Mesaj Sayısı : 35
Yaş : 57
Nerden : TURAN
Kayıt tarihi : 18/08/08

MesajKonu: Geri: Güneydeki Türk Köylerinin Durumu!!!   18.08.08 3:08

HEDEF TAHTASI CAMİ

Hasan Fehmi’nin "Güney’de Kalan Değerlerimiz” kitabında, caminin üzerinde 1964’ten kalma kurşun izleri olduğu yazıyordu. Gerçekten de caminin üzerinde kurşun izleri var. Ama onlarca değil, yüzlerce caminin içi-dışı mermi izleriyle dolu.Yani her taraf delik-deşik. Bu kadar merminin 1964’ten kalıp kalmadığını düşünürken caminin içinde çok sayıda yeni boş mermi kovanları, sis bombası, el bombası pimleri ve kollarına rastlıyoruz. Bazı evlerin içerisinde de mayın ve tanksavar mermisi kasaları görmüştük. Rumlar Arpalığı tatbikat alanı haline getirmişler.

Camideki görüntülerimizi aldıktan sonra köyün kuzeyindeki tepelerin yamacındaki okaliptüs ağaçlarına doğru ilerliyoruz. Mezarlığın burada olduğu söylenmişti. Ağaçların yanına geldiğimizde ne mezar buluyoruz, ne de mezarlık. Her şey yerle bir edilmiş. Sağda solda atılı bir iki kırık mezar taşından başka hiçbir şey yok. Kısacası Arpalık Mezarlığı’nın yerinde de yeller esiyor.

Hayalet köy haline getirilmiş Arpalık’tan ise bu izlenimlerle ayrılıyoruz.

GÜNEYDEKİ TÜRK KÖYLERİ: ALTINCIK, KALKANLI. ÇAKIRLAR

GURBETLER ELEKTRİKSİZ KÖYDE OLUMSUZ KOŞULLARDA YAŞIYORLAR

ÇAKIRLAR’DA EVLER YAZLIK OLARAK KULLANILIYOR

DÜZELTİLMİŞ MEZARLIKTAKİ TAŞSIZ MEZARDA KIRMIZI GÜLLER

Lefkoşa, 11 Ağustos 03 (T.A.K—Hasan Karaokçu):

Anılarda kalmış Türk köylerinde anıların kırıntılarını da olsa bulmak için Baf köylerinden Altıncı, Kalkanlı ve Teradayız bu kez.

Köyleriyle hep övünen, onun güzelliğinden sıcaklığından hep gururla söz eden Altıncıklılar da eski köylerinin çürüyüp gitttiğini görmenin burukluğunu yaşadılar kapıların açılmasının ardından. AltıncıK, 1960’lı yıllarda tüm Türk köylerine uygulanan elektrik verilmemesi ambargosunun göstergesi durumunu hala koruyor.

Köyde yıkılmamış evlere çeşitli nedenle KKTC’den Güneye geçmiş “gurbet” diye nitelendirilen göçerler yerleştirildi. AB üyesi olduğunu söyleyen Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin bu insanlara karşı uyguladığı ayırımcılık politikasının AB ilkeleriyle çelişkisi daha ilk andan göze çarpıyor.

Kalkınlı’da ve Çakırlar’da (Tera) ayakta duran orijınal taş evlerin bazıları restore edilerek ya turizm amaçlı veya zengin Rumların yazlıkları olarak kullanılıyor

Ama bunun ötesinde enkaz haline gelmiş Türk evleri, kurumuş çeşmeler, düzeltilmiş mezarlıklar, ahır olarak kullanılan okullar da bu köylerin değişmez görüntlerini oluşturuyor…

…Ve köylerini ziyaret ederek anılar arayan ve geçmiş atalarının mezarlarını arayan duygu dolu izleri buralarda da gözleniyor. Örneğin Kalkanlı’da düzeltilmiş mezarlıkta, taşsız bir mezarın bulunduğu tahmini yere, o günlerde köyü ziyaret eden eski sakinlerinin taşla sabitleştirerek bıraktıkları iki kırmızı gül çok şey ifade ediyor.

HİRSOFU (ALTINCIK)

Kasaba’dan kuzeye doğru dağlara tırmanmaya başlıyoruz. Rotamız Altıncık (Hirsofu).. 1974 öncesi saf bir Türk köyü olan Baf’ın 32 km. kuzeyindeki Altıncık’ı bulmamız çok zor olmuyor. Köyün girişinde bizi tütün tarlaları karşılıyor. Rehberimiz İbrahim Tezkan 1974 öncesi köyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin de tütün yetiştirdiğini anlatıyor. Köyün çevresi verimli topraklar, bağlar ve bahçelerle çevrili.. Altıncık’ın girişinde camiyi fark ediyoruz. Sağdaki sokağa saptıktan 100 metre sonra minareli camiyi buluyoruz. Zamanında kiliseden camiye çevrilen eski eser nitelikli bina oldukça bakımlı. Sadece bahçesindeki otlar ve dikenler olumsuz bir görüntü veriyor. Bahçeye giriyoruz. Caminin güney duvarının hemen altında tarihi bir mezar (şehida) görüyoruz. Kapıları ve pencereleri kapalı olduğu için içeride gözlem yapma fırsatı bulamıyoruz.

BAZI EVLER AĞIL –AKMAYAN ÇEŞMELER

Caminin batısında yıkılmış evler gözümüze çarpıyor. Burada da bazı evler ağıl olarak kullanılmış veya kullanılmaya devam ediyor. Yayılan kokudan ve pisliklerden içine girmek zor. Köyde ilerlemeye devam ediyoruz. 1909 yapımı bir çeşmeyle karşılaşıyoruz. Şimdilerde akmıyor. Üzerinde Rumca olarak Yakovu DİKKO-AKEL yazıyor. Belli ki seçimlerde çevreyi yazılarla kirletme hastalığı Rumlarda da var. Bu görüntüleri almaya çalışırken rehberimizin birileriyle Türkçe konuşmaya başladığını duyuyorum. Ona doğru yürüyorum. Tepenin altında 7-8 tane koşuşan gurbet çocuk görüyoruz. Hemen aşağıya iniyoruz.

GURBETLER

Burada da Gurbet ailelerin dramına şahit oluyoruz. KKTC’den 6 ay önce büyük umutlarla Güney Kıbrıs’a gelen Gurbetler insanlık dışı bir ortamda yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Derme çatma barakaların içine yerleştirilen 6 aile. Ne elektrik var ne su.. Doğru dürüst yatacakları oturacakları yerler, hatta banyo tuvaletleri bile yok. Kemiklerinden ayırdığı tavuk etlerini kıyarak dolma sarmaya çalışan bir Gurbet kadına “zor değil mi böyle yaşamak?” diye soruyoruz.

"Zor ya değil. Kışı atlattık ama bu yaz çok zor. Gördüğün gibi ne elektrik var ne de su. İçmek için başka yerden doldurduğumuz sular da ısınıyor. Kaynar suları içiyoruz” diye dert yanıyor.

Etrafında dolaşan sinekleri uzaklaştırmak için büyük gayret sarf eden kadının yanından ayrılıp bir aile reisi babanın yanına gidiyorum. Yaşadıkları ortamdan memnun olmadıklarını söylüyor. Böyle bir ortamda daha ne kadar yaşayabileceklerini soruyorum.

"Geçen hafta muhtar geldi bizimle konuştu. Aşağıda gördüğünüz topraklı yer var ya oraya yakın zamanda ev yapacaklarmış bize” yanıt alıyorum. Köyde boş olan evlere yerleştirmeyip onları barakaların içinde 6 aydır insanlık dışı bir ortamda yaşamaya mahkum eden Rum Yönetimi’nin Gurbetlere ev yapacağı vaadi bize pek inandırıcı gelmiyor.

Olan kendilerini bekleyen belirsiz gelecekten habersiz yüreklerindeki yaşama sevinci ile barakaların önünde oynayan çocuklara oluyor. Yüreklerindeki saflık yüzlerindeki gülümsemeye yansıyan gurbet çocukları birkaç fotoğraf çekip Altıncık’taki gözlemlerimizi sürdürmeye devam ediyoruz.

KİLİSE

Bir futbol sahasının büyüklüğüne yakın boş bir alan ve ortasında bir kilise karşımıza çıkıyor. Etrafı tellerle çevrilmiş. Bahçesinde eski yağ değirmeni taşları bulunuyor. Diğer Türk köylerinde olduğu gibi herhalde okuldan kiliseye çevrilmiş bir bina diye düşünüyoruz. Karşı evlerde oturan bir Rum’a soruyoruz.

Kilisenin köydeki bazı Türk evlerine Rumlar yerleştirildikten sonra 1976’da yapıldığını söylüyor.

Okulu soruyoruz. Kilisenin tam karşısında yüksek bir yerde ağaçların içindeki binayı gösteriyor. Etrafı tellerle çevrilmiş kırılmış bahçe kapısında yavaş yavaş yukarıya tırmanmaya başlıyoruz. Bahçesi bakımsız. Her tarafı otlar bürümüş.. 20 metre sonra okulu buluyoruz. Önünde yaşlı bir Rum adamla kadın oturuyor. Selamlaşıyoruz. Okula yerleştirilen Rum ailenin Karpaz göçmeni olduğunu öğreniyoruz. Bahçesi olmasa da yaşlı Rum aile ev olarak kullandıkları binayı bakımlı tutuyor.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Turkmenyolu

avatar

Mesaj Sayısı : 35
Yaş : 57
Nerden : TURAN
Kayıt tarihi : 18/08/08

MesajKonu: Geri: Güneydeki Türk Köylerinin Durumu!!!   18.08.08 3:08

MEZARLIK KALMADI

Yaşlı Rumlar Mezarlığın yerini köyün girişinde sol tarafta bulunan ağaçlık yer olarak gösteriyor. Arabamıza binip oraya gidiyoruz. Mezarlık denecek bir şey kalmamış. Tüm mezarlar yerle bir edilmiş ve yerine akasya ağaçları ekilmiş. Oldukça sık olan akasya ağaçları otlar ve dikenlerin arasında bir mezar taşı gözümüze çarpıyor.

Yılan ve zehirli böcek sokma riskine karşın diken ve otlarla kaplı akasya ağaçlarının içine giriyoruz. Güçlükle ilerliyoruz. Otların arasında tahrip edilmiş mezar taşları karşımıza çıkmaya başlıyor. Otlar ve dikenlerden bastığımız yeri görecek durumumuz yok. Bazen kendimizi çökmüş mezarların içinde buluyoruz. Böylesi bir ortamda yok edilen mezarlık alanındaki görüntülerimizi alıp Altıncık’tan ayrılıyoruz.

KALKANLI (ARODEZ)

Altıncık’tan ayrıldıktan sonra kuzeye doğru ilerliyoruz. Bölgenin en büyük yerleşim birimlerinden olan Poli’den doğuya doğru sapıp Strumbi, Kathiga ve Yukarı Arodez’i geçtikten sonra 1974 öncesi bölgedeki saf Türk köylerinden biri olan Kalkanlı’ya (Aşağı Arodez) geliyoruz. Bağları, çok sayıda meyve, harup, badem ve zeytin ağaçları bulunan Kalkanlı şirin köylerden biri. Kıbrıslı Türklerin terk etmek zorunda kaldığı şimdilerde Rumların yerleştirildiği bir kısım ev bakımlı. Kendi kaderine terkedilmiş evler arasında ağıl ve kümes olarak kullanılanlar var. Diğer bölgelerdeki kadar olmasa da Kalkanlı’da da yıkılmış evler görüntülüyoruz.

FIRINLAR

Köyün içine girdikten kısa süre sonra karşımıza sıra küp fırınlar çıkıyor. Yan yana tam 8 tane küp fırın. Bugüne kadar gezdiğimiz köylerde böylesi bir olayla ilk kez karşılıyoruz. Geçmişte yaşanan düğünler aklımıza geliyor.

Köylüler arasında büyük bir dayanışmayla kesilen hayvanlar herhalde bu fırınlara doldurulur ve günler süren eğlenceler düzenlenirdi. Bu fırınlar aynı zamanda Kıbrıs’ta yokluğun ve yoksulluğun hüküm sürdüğü yıllarda dostluğun arkadaşlığın ve insanlararası ilişkilerin ne kadar ileri düzeyde olduğunun bir göstergesi de aslında.

Yıllar boyu Kalkanlılara hizmet etmiş küp fırınlar ne yazık ki kendi kaderine terkedilmiş. Kıbrıs Türk kültürünün misafirperverliğinin nostaljik göstergelerinden olan sıra küp fırınların bu durumu bizi üzüyor.

CAMİ

Köyde ilerlemeye devam ediyoruz. 1900’lü yılların başında yapılan camiyi buluyoruz. Yeşil boyalı kapıları ve pencereleri kapalı. İçerisine girme imkanı bulamıyoruz. Yaklaşık bir 100 metre ilerledikten sonra karşımıza Kalkanlı İlkokulu çıkıyor. Kapıları sökülmüş. Bahçesi insan boyu otlar ve dikenlerle kaplanmış. Ön yüzünde kemerleri olan okulun içerisine giriyoruz. Okulun çatısı yıkılmış ve yakılmış. Pencereleri kapıları kırılmış, hatta mermerleri bile sökülmüş. Binanın neredeyse sadece bir iskeleti kalmış.

KIRMIZI GÜLLER

Kalkanlı da son olarak mezarlığa gidiyoruz. İçerisinde çok sayıda selvi ağacı bulunan mezarlığın çevresi belli ki son zamanlarda tellenmiş. İçeriye giriyoruz. Ayakta kalmayı başaran bir iki eski mezar taşı dışında yaptırılmış olan mezarların tümü de kırılmış parçalanmış. Bazılarının içine yılan ölüleri atılmış. Yerle bir olan çok sayıda mezar var. Serbest geçişlerin başlamasından sonra ziyarete gelen Kıbrıslı Türk ailenin bıraktığı iki kırmızı gül görüyoruz.

Yakınlarının mezar taşlarını bulamayan bu aile, belli ki mezarın bulunduğunu tahmin ettikleri yere 2 kırmızı gül bırakmış. Güllerin uçları ise bir taşla bastırılmış.

En azından bundan sonra gelen ziyaretçilerin orada bir mezar olduğunu anlamaları ve basıp geçmemeleri için güllerin uçları bir taşla bastırılmış. Mezarlığın içerisinde devrilmiş ağaçlar da görüyoruz. Uzun süre önce mezarların üzerine devrildiği belli olan ağaç mezarlıkta hiç bakım olmadığı için öylece kalmış. Kalkanlı’daki gözlemlerimizi de böyle tamamlıyoruz.

ÇAKIRLAR (TERA)

Baf bölgesindeki incelemelerimize Kalkanlı’dan sonra Çakırlar’ı alıyoruz.

1974 öncesi saf bir Türk köyü olan Çakırlar, coğrafi konum olarak Baf’ın 30 km. kuzeyinde bulunuyor.

Vadinin içinde yeşillikler arasında bir köy karşımıza çıkıyor. Baf köylerindeki tüm özellikler var. Bağlar, badem ağaçları, cevizler ve değişik meyve ağaçları... Çoğunluğu taştan olan Çakırlar evleri ile büyük bir uyum içinde görünüyor. Hakim bir tepeden görüntülerimizi aldıktan sonra Çakırlar’ın içine doğru ilerliyoruz. Burada da karşımıza kullanılan ve kullanılmayan evler çıkıyor. Kullanılan evlerin durumu iyi ve bakımlı. Kapıları, pencereleri kapalı olduğu için içlerinde tek bir insan göremedik. Belli ki evlere yerleşen Rumlar, Çakırlar’ı sayfiye yeri olarak kullanıyor. Yeni yeni tamir edilmeye başlanan evler de görüyoruz. Kullanılmayan evlerin durumu ise her yerde olduğu gibi yürekler acısı. Her taraftan pislik fışkırıyor. Kendi kaderine terk edilen evler yanında yıkılan evler de görüyoruz.

Köyün güzel bir yerine inşa edilmiş camiyi buluyoruz. Bina dış görünüş olarak ayakta. Ama bahçesi ve caminin içinin durumu oldukça kötü. Mimber ve kadınlar için yapılan bölümün bir kısmı kırılmış.

GÜVERCİNLİ OKUL

Köyün içinde ilerlemeye devam ediyoruz. Bu kez ilkokuldayız. Çakırlar İlkokulu’nun da dış görünüşü sağlam. Ama deyim yerinde ise “içi seni yakar dışı beni”. Bahçesini otlar ve dikenler bürümüş. Okulun iç kısımlarında da büyük tahribat var. Kapısından penceresine, tavanına kadar. Burayı da güvercinler işgal etmiş. Her tarafta güvercin ölüleri ve pislikler. Beyaza boyanmış sınıflar şimdilerde güvercin pisliklerinden siyaha bürünmüş.

ÇEŞMELER

Okuldan çıkıyoruz. Köyün tam ortasından bir dere geçiyor. Köprüyü geçince Güney kısımda karşımıza 1904 yapımı tarihi sıra çeşmeler çıkıyor. 5 çeşmesi olan üstte de 3 kemeri bulunan çeşmelerin olağanüstü bir güzelliği var.

Dağlardan gelen pınarlarla beslenen sıra çeşmeler şimdilerde akmıyor. Bakımsızlıktan duvarlarında otlar ve dikenler çıkmış. Üst kemerlerinin iç bölümlerinde de aynı sorun var. Zamana karşı direnç gösteren bu güzel eserin görüntülerini de alıp yolumuza devam ediyoruz.

MEZARLIK YOK ARTIK…

Çalışmamızı sürdürdüğümüz sırada köye gelen orta yaşlı bir Rum’a mezarlığı soruyoruz. Köyün çıkışında bir yeri tarif ediyor. Ama hiçbir şey kalmadığını söylüyor.

Tarif ettiği yere gidiyoruz. Rum’un dediği gibi Çakırlar’da mezarlık diye bir şey bulamıyoruz.

GÜNEY’DEKİ TÜRK KÖYLERİ (3)

ALANİÇİ MEZARLIĞI SON DÖNEMLERDE DOZERLE TEMİZLENDİ (3)

MEZARLIKTA KIRIK TAŞLARDAN BAŞKA BİRŞEY YOK

RUM EĞİTİM SİSTEMİNDEKİ KİN VE DÜŞMANLIK AŞISI OKUL DUVARLARINDAKİ YAZILARDAN YANSIYOR

ÇAMLIBELDE YAN YANA DURAN TÜRK VE RUM MEZARLIKLARIN DURUMU TAM BİR ÇELİŞKİ ÖRNEĞİ
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Turkmenyolu

avatar

Mesaj Sayısı : 35
Yaş : 57
Nerden : TURAN
Kayıt tarihi : 18/08/08

MesajKonu: Geri: Güneydeki Türk Köylerinin Durumu!!!   18.08.08 3:09

TATLISU’DA GÖRÜNÜM FARKLI DEĞİL

Lefkoşa, 7 Ağostos 03 (T.A.K-Hasan Karaokçu):

Larnaka bölgesinin büyük Türk köylerinden Larnaka’nın 12 kilometre ötesindeki Alaniçi (Klavya) köyündeyiz. Burada da diğer köylerimizde olduğu gibi, Türklere ait olan izler silinmeye çalışılmış. Özellikle de mezarlık ortadan kaldırılmak istendi. Bütün uğraşlara rağmen yine de izler var. Eski Türk evlerinin taş başlıklarında kazınmış ay-yıldızlar taşlardan silenemedi.

Son zamanlarda yayınlanan Türk köylerinin durumu konusundaki yazılar etkili olmuş olacak ki Türk köylerindeki mezarlıkların bazıları temizlenmeye başlanmış. Ama sözde otlar temizlenirken, dozer kepçelerinin dişlilileri mezarları da ortadan kaldırıyor ve mezarlık alanı tarlaya dönüştürülüyor. Alaniçi Türk köyündeki mezarlıkda bu olguyla karşılaştı. Mezarlık alanında sadece kırık birkaç mezar taşının izine rastlanıyor.

Çamlıbel’de yan yana duran Türk ve Rum mezarlıkları ise tam bir çelişki örneği.

Rum mezarlığı ne kadar bakımlıysa Türk mezarlığı o kadar harap.

Alaniçin’deki eski Türk okulu, şimdi Rum öğrencilerin eğitim yuvası. Ancak bu eğitim yuvasında Rum eğitiminde var olan kin ve nefret duygularını aşılama kampanyasının somut örneklerine rastlıyoruz. Her yerde gördüğümüz “Unutmuyorum” sözcüğü buradaki okulun duvarlarında da var.

Işte Alaniçi, Tatlısu, Çamlıbel.

ALANİÇİ (KLAVYA)

Alaniçi Larnaka’nın 12 kilometre batısında ve 1974 öncesi Kıbrıs’ın en büyük Türk köylerinden biri.

Köyün giriş levhasını geçer geçmez Türk mezarlığıyla karşılaşıyoruz. Arabamızı durdurup mezarlığın içerisine giriyoruz. Adımımızı atar atmaz yıkılmış ve kırılmış mezarlar karşımıza çıkıyor. Ortasında büyük bir okaliptüs ağacı bulunan Alaniçi mezarlığının da son dönemlerde temizlendiği her halinden belli. İçerisinde ot, diken ve ağaçlar o kadar büyümüş ki mezarlık dozerle temizlenmeye çalışılmış. Bunun sonucu olarak da çok sayıda mezar kırılmış ve yerle bir edilmiş. Çok dolaştığımız halde mezar taşında isim olan mezar bulamadık. Gezdiğimiz köylerde karşılaştığımız en kötü durumdaki mezarlıklardan biri olarak not ediyoruz.

GRİVAS’IN RESMİ

Köye giriyoruz. Genellikle evlerin büyük bölümü bakımlı. İçlerinde Rumlar oturuyor. Köyün meydanına geliyoruz. Sol tarafta kulüp olarak bulunan bina şimdi de aynı amaçla kullanılıyor. Ama kulüp binasının üzerindeki levhada EOKA Lideri Grivas’ın resmi bulunuyor. Sağ tarafa bakıyoruz. ****** büst alanını görüyoruz. Tüm köylerde olduğu gibi ****** büstünün yerinde yeller esiyor. Büst alanı da belli ki geçişlerin başlamasının ardından boyadan geçirilmiş. Buna karşın betondan fışkıran dikenler ve otlar temizlenmemiş.

MUHTARIN EVİ

Okul ve caminin yerini soracak birilerini arıyoruz. Ama aşırı sıcaktan sokaklarda tek kişi görmek mümkün değil. Bu sırada yanımızda bir araba duruyor. İçinden inen adam köyün muhtarı olduğunu söylüyor. İsmi Nikos Hambi. Ona amacımızı anlatıyoruz. Bize yardımcı olabileceğini belirterek önce bir kahve içmek için evine davet ediyor. Onunla biraz sohbet etme imkanı buluyoruz. Kumyalılı olduğunu söylüyor. Kapıların açılmasından sonra evini görmeye gittiğini ve çok iyi durumda bulduğunu anlatıyor. Evine yerleştirilen Kıbrıslı Türkün ek binalarla evini güzelleştirdiğini ve oldukça bakımlı tuttuğunu belirterek bundan duyduğu memnuniyeti dile getiriyor. Hatta evinde oturan Kıbrıslı Türklerle ailece dostluk kurduğunu da belirtiyor.

Alaniçi hakkında da bize bilgiler veren Nikos Hambi, 1974 öncesi köyde oturan Kıbrıslı Türklerin zengin ve varlıklı olduğunu, çok güzel evleri bulunduğunu vurguluyor. Köyün büyük bölümüne Rumların yerleştirildiğini, kalan eski evlerin ise yıkıldığını söylüyor.

AYYILDIZLI EVLER

Bazı eski ama bakımlı evlerin kapılarının üst başında ayyıldızlı taş yapıtlara rastlıyoruz. Eskiden kahvehane olan bir bina kullanılmadığı için oldukça bakımsız.

Caminin olduğu alana geliyoruz. Eski bir Bizans kilisesinden camiye çevrilmiş sarı taştan bina oldukça bakımlı. Bahçe duvarları çevrilmiş ve içerisine güller ve çiçekler ekilmiş. Kapısı ve pencereleri kapalı olduğu için içerisi göremiyoruz.

OKUL

Camiden ayrılıp okula gidiyoruz. Şimdilerde Rum ilkokulu olarak kullanılan bina oldukça bakımlı. Bahçesinde içeriye girdiğimizde duvardaki dev “UNUTMUYORUM” yazısı ile karşılaşıyoruz. Görüntülerimizi alırken, sınıfların içine bakıyoruz. Bölünmüş Kıbrıs haritasına bakan 4-5 Rum kadının “ÖZGÜRLÜK IŞIĞININ DOĞUŞUNU GÖRMEMİZİ BEKLİYORUZ” yazılı fotoğrafını görüyoruz.

TATLISU (MARİ) –

Daha sonra, Larnaka’nın 39 kilometre güneybatısında bulunan Tatlısu (Mari) köyüne geçiyoruz.

Güneşin taş yaktığı saatlerde köyün içine giriyoruz. Sokaklar oldukça tenha. Köy meydanında arabamızı park ediyoruz.Solda dükkanlar görüyoruz. 1974 öncesi levhalar duruyor. Birinde Tatlısu kahvehanesi, diğerinde Tatlısu Halk Odası kuruluş 1951 yazıyor. Sol tarafta da dükkanlar var. Ama bu dükkanların tümü dülger atölyesi olarak kullanılıyor. Bir yerleşim merkezinin ortasında gürültü kirliliği açısından sakıncalı olan dülger atölyelerine AB’ye girmiş bir devletin hala daha nasıl izin verdiğini anlamak mümkün değil. Köy içinde ilerliyoruz sol tarafta sinemayı görüyoruz. Pencereleri ve kapıları sıkı sıkıya kapalı dış cephesi kısa süre önce boyanmış. Burasının da ambar olarak kullanıldığını öğreniyoruz. Sokaklardan biraz genel görüntü alıyoruz. Burada da içinde oturulan evler hariç geriye kalan evler yıkılmış, tahrip edilmiş hayvan barınağı olarak kullanılmış. Bu evlerin de her biri çevre ve insan sağlığı açısından potansiyel birer tehlike. Gözle görünen bu gerçeği ortadan kaldırmak için diğer köylerde olduğu gibi burada da herhangi bir çaba görmüyoruz.

YENİ BOYANMIŞ CAMİ

Tatlısu’nun camisi de diğer Türk köylerinde olduğu gibi belli ki geçişlerin serbest bırakılmasının ardından boyanmış ve kilitlenmiş.

AMBAR OKUL

Okula gidiyoruz. Burada da bakımsızlık hakim. Diğer köylerdeki ilkokullara göre çok fazla kırılıp dökülmemiş ama. Kırılan masa ve sandalyeler burada da mevcut. Ama okulun 2 sınıfı ambar olarak kullanılıyor.

Tatlısu ilkokulu bahçesindeki ****** büstünün yerinde de yeller esiyor.

MEZARLIK

Mezarlığın bir kapısı sökülüp atılmış. İçindeki mezarların taşları, sökülmüş, kırılmış. Bazı mezarlar otlar ve dikenlerin arasında tamamen kaybolmuş. Herşeye rağmen ayakta kalmayı başarmış mezar taşları da var. Kırılan bazı isimli mezar taşları sağdan soldan toplanmış yeniden mezarın üzerine konmuş. Bunlar da belli ki, söz konusu ölülerin yakınları tarafından yapılan ziyaretlerde olmuş Tatlısu’daki izlenimlerimizi de böyle tamamlıyoruz.

ÇAMLIBEL (PİRGA)

Larnaka’nın 25 kilo metre batısında bulunan 1974 öncesi karma bir köy olan Çamlıbel’deyiz (Pirga)

Oldukça bakımlı ve temiz bir köy. Kıbrıslı Türklerin terk etmek zorunda kaldığı evlerin hemen hemen tümüne Rum aileler yerleştirilmiş. Bu nedenle yıkık dökük ev yok denecek kadar az.

Köy kilisesinin yanında bulunan küçük ilkokul binasını Rumlar anaokul binası olarak kullanıyor. Köyün camisi son dönemde boyanmış. Kapısı kilitli pencereleri kapalı. İçeriye giremiyoruz.

Orta yaşlı bir Rum köydeki gezintimizde bize yardımcı oluyor. Kıbrıslı Türklerin evinde oturan bazı Rumlarla konuşuyoruz. Hallerinden şikayetçi değiller.

ÇELİŞKİ

Yaşlı Rum Türk mezarlığının köyün çıkışındaki Rum mezarlığının yanında olduğunu söylüyor. İki mezarlığı duvar ayırıyor. Bir tarafı Rum mezarlığı, diğer tarafı Türk mezarlığı. Rum mezarlığının önünden geçiyoruz oldukça bakımlı ve temiz. Türk mezarlığının demir parmaklıklı kapısının biri sökülüp atılmış mezarlığın içini otlar, dikenler, ağaçlar kapamış. Çok sayıda mezar otlar ve dikenlerin altında kalmış. Mezarlığın ortasında geniş bir alan dümdüz olmuş. Bunun sebebini mezarlığın kenarlarına yaklaştıkca daha iyi anlıyoruz. Meğer mezarlık dozerle düzeltilmiş. Burada çalışan dozer mezar taşlarını mezarlık duvarının diplerine itmiş. Duvar dipleri küme küme mezar taşlarıyla dolu.Mezarlığın içerisinde bira şişelerine de rastlıyoruz. Çamlıbel mezarlığındaki bu tabloyu da görüntüledikten sonra buradaki çalışmamızı tamamlayarak bölgeden ayrılıyoruz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Turkmenyolu

avatar

Mesaj Sayısı : 35
Yaş : 57
Nerden : TURAN
Kayıt tarihi : 18/08/08

MesajKonu: Geri: Güneydeki Türk Köylerinin Durumu!!!   18.08.08 3:10

GÜNEY KIBRIS’TAKİ TÜRK KÖYLERİ (1)

KÖYLERLE BİRLİKTE ANILARIN DAYANAKLARI DA YOKEDİLDİ

AYBİFAN MI? :”ORASI YOK ARTIK

SORU: "ALİFODEZ’E NE OLDU? ”

YANIT:""MUHTAR AZİZ EFENDİ HAYATTA MI?”

Lefkoşa, 5 Ağustos 03 (T.A.K—Hasan Karaokçu):

Kıbrıslı Türklerin yıllar yılı yaşadıkları köyler vardı bir zamanlar. 1963-1974 arasında yıkılan 103 köyün dışında ayakta duran köyler. Türk sakinleri tarafından büyük bedellerle korunan köyler…Anılarla dolu, ata mezarlarının yer aldığı, evinin harcında emek ve ter olan, bir yaşamın kapsadığı her türlü duygu ve anıyı barındıran evler, köyler, yerleşim birimleri…..1974 sonrasında özgür bir yaşam için yığınla anı ve dağlar gibi yükselmiş duygu yüküyle köylerin sakinleri özgürlük göçüne katılarak Kıbrıs’ın Kuzeyine geçtiler.

29 Yıl boyunca Nufus Mübadelesi Anlaşması uyarınca Kuzeye geçerek Rumlarla değiştirdikleri köylere, yeni barınaklarına sahip çıktılar. Köylerin evlerin, eski sakinlerinin anılarının dayanaklarını yıkmadan, ortadan kaldırmadan yaşadılar buralarda.

Bu süre içinde kendi evlerinin ve köylerinin de yerinde olduğu hayaliyle, belleklerindeki görüntüleri canlı tutarak anılarıyla yaşadılar. Göremedikleri evlerinin ve köylerinin koruma altında olduğu yönünde de propaganda mesajlarına hep inandılar…Ta ki gidip evlerini, köylerini görsünler.

Güney’deki Türk köylerine yaptığımız ziyaretleri kısa bir aradan sonra sürdürdük. Karşımıza çıkan manzaralar öncekilerden pek farklı değildi.

Öncelikle Lefkoşa bölgesi köyerinden işe başladık.

Alifodez köyünü, Aybifan’ı, Arpalık’ı yerinde bulamadık.

"Alifodez ne oldu?" sorumuza, komşu köyün, Alifodezi ve Alifozlileri tanıyan Rumların yanıtı, “Muhtar Aziz Efendi hayatta mı, Faiz ne yapıyor?” oldu.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın anılarının bir kısmının toplandığı “Karkot Deresi” adlı kitabından tanıdığımız ve oradan kaçan Kıbrıslı Türklerin anılarını barındıran Trodos dağlarının eteklerindeki Aybifan köyü de ortalarda yok…Çevre köylerdeki Rumlar’dan yok olan köyün nerelerde olduğunu, öğrenmeye çalışyoruz. Aldığımız yanıt oldukça ilginç ve düşündürücü:

"Orası Denktaş’ın köyüydü. Ne oldu biz de bilmiyoruz.”

Arpalık’ta Türk evleri yıkılmış..Köydeki tarihi kilise restore edilirken, tatbikat alanı olarak kullanılan köydeki caminin duvarlarının hedef tahtası görevini yaptığı, üzerindeki yüzlerce mermi izinden anlaşılıyor. Zamanında mezarlığın bulunduğu okalüptüs ağaçları yerinde ama mezarlıktan geriye kalan sadece birkaç kırık taş.

İşte sırasıyla gezdiğimiz Lefkoşa bölgesindeki köylerimizin durumu:

GÜNEY KIBRIS’TAKİ TÜRK KÖYLERİ (2)

ESENDAĞ’IN ARDA KALAN EVLERİ AĞIL

ÜÇ ŞEHİTLER KÖYÜNDE EVLERDEN ARDAKALAN ENKAZ…MEZARLIĞINDAN İZ YOK

Lefkoşa, 6 Ağustos 03 (T.A.K—Hasan Karaokçu):

Güney Kıbrıs sınırları içinde yer alan ve anılarda capcanlı yaşamakta olan Larnaka bölgesi Türk köylerinden Esendağ’a gidiyoruz.

Türklerin oturduğu bu köye gitmek isteyenler ana yoldan köye sapan bir işaret, köyün varlığını gösteren herhangi bir görüntüye rastlayamaz. Yok farzedilen Türk köylerinin evleri ortadan kaldırılırken varlıkları da harita üzerinden yok edilmeye çalşılıyor.

Üç Şehitler köyünün evleri gibi mezarlığı, camisi ve okulu ortadan kaldırılmış. Geçişlerin başladığı 23 Nisandan bu yana bazı köylerdeki Türk mezarlıklarının çevreleri tellenmeye başlandı. Etrafı son zamanlarda tellenen Esendağ mezarlığının kalıntılarının bulunmasına karşılık Üç Şehitler Mezarlığından ortada eser yok.

Karma köylerden olan Vuda köyü, saf Türk köylerinin durumundan çok farklı. Rumlar da yaşadığından buraya sahip çıkılmış. Vuda’daki cami ayakta yalnız kapı pencere boyaları, İslam dininin rengi yeşil değil, Rum Ulusal rengi olan mavi. Kültürü koruyoruz diyenler, aslında renklere bile el atarak kendilerine doğru yontuyorlar.

İşte Esendağ, Üç Şehitler ve Vuda köylerine yolculuğumuz:

ESENDAĞ (PETROFAN)

Larnaka’nın 24 km kuzeyinde bulunan 1974 öncesi saf Türk köyü olan Esendağ’a doğru yol alıyoruz. Lefkoşa-Larnaka Anayolu’nun Limya yol ayrımından giriyoruz. Esendağı gösteren herhangi bir işaret veya levha yok. Elimizdeki haritaya göre ilerliyoruz. İşaretler sadece Rum köyü Athineu’yu gösteriyor. Esendağ kayıp köy gibi. Athineu’ya ilerlerken sağa sapan toprak bir yol farkediyoruz. Güneye doğru yaklaşık 1.5 kilometre ileride Esendağ’ı farkediyoruz. Toprak yola girip ilerlemeye başlıyoruz. Uzaktan bakıldığında bölgenin en hakim tepelerinden birine kurulmuş bir köy Esendağ. Herhalde serin olduğu için bu ismi aldı diye düşünüyoruz. Köye genellikle kerpiç evler hakim. Ama uzaktan bütünlüklü ve hoş bir görünümü var.

Köye yaklaşık 300 metre kalan mezarlıkla karşılaşıyoruz. Mezarlığın çevresi belli ki çok da uzun olmayan bir zaman önce tellenmiş. Mezarlıktan içeri giriyoruz, yıllardır bakımsız kaldığı her halinden belli. Mezarların çoğu salyangoz istilasına uğramış. Yaptırılmış mezarların bazıları burada da tahrip edilmiş. Diğer yerlerdeki mezar taşları ise sökülmüş atılmış veya vurulan darbeler nedeniyle eğilmiş durumda. Bazı mezarlar ise yerle bir olmuş.

HAYVAN DIŞKILARI

Mezarlıktan çıkıp Esendağ’a doğru ilerliyoruz. Bir zamanlar temiz havanın estiği köyden ağır bir hayvan dışkısı kokusu geliyor. Çünkü Esendağ’daki evlerin çoğu yıkılmış, yıkılmayanların tümü ağıl haline getirilmiş. Bir zaman insanların yaşadığı evlerin içi küçükbaş hayvan ve pisiliklerle dolu.

Köyün ortasında bulunan cami ve okul binasının dışı son dönemde tellenmiş. Kapı ve pencereleri boyanıp sıkı sıkıya kapatılmış. Köyü yıkıp döktükten sonra caminin göstermelik olarak bakımlı tutulmaya çalışılması hangi akla hizmet eder diye düşünüyoruz.

Sıcak hava, koku nedeniyle inanılmaz derecede ağırlaşmış. Nefesimiz tıkanıyor, güçlükle ilerliyoruz. Ağıl haline getirilmiş evlerin girişlerine bağlanan veya bırakılan köpeklerin havlaması veya üzerimize saldırması ayrı bir sorun. Elektrik yok, yol yok, su yok. Görüntü almak için girdiğimiz yıkıntıların arasından yılanların süzüldüğü de oluyor. Girdiğimiz bazı evlerden başımıza yıkılmadan görüntü alıp çıkabilmemiz için dua ediyoruz.Evlerin kapıları, pencereleri, mertekleri sökülmüş, bazı odaları yıkılmış, kalanlarda dev çatlaklar hakim. Üfleseniz düşecek derecede. Ayakta kalan evlerin içi küçükbaş hayvanlar kadar güvercinlere de mekan olmuş. Her tarafta güvercin yuvası ve pisliği. Adımınızı attığınız her odada onlarca güvercin uçuşuyor bir anda.

Anıların mekanlarına gübrelerin dolduğu Esendağ’dan hüzünle ayrılıyoruz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Turkmenyolu

avatar

Mesaj Sayısı : 35
Yaş : 57
Nerden : TURAN
Kayıt tarihi : 18/08/08

MesajKonu: Geri: Güneydeki Türk Köylerinin Durumu!!!   18.08.08 3:10

ÜÇŞEHİTLER (GOŞŞİ)

Bu kez rotamızı Lefkoşa-Larnaka eski ana yolu üzerinde bulunan Üçşehitlere’e doğru çeviriyoruz. Larnaka’nın 14 km kuzey batısında 1974 öncesi saf bir Türk köyü olan Üçşehitler’in ismi önceleri Goşşi’ydi. 19 Temmuz 1958’de köyün bir kilometre uzaklığında köye su temin eden motoru çalıştırmak için giden 3 Türk’ün (Özkan Hasan, Yılmaz Hasan, Mehmet Betmezoğlu) Rumlar tarafından pusuya düşürülerek makineli tüfeklerle şehit edilmesinin ardından köyün ismi Üçşehitler olarak değiştirilmiş.

Köyün yanında bir askeri kamp bulunuyor. Bazı evler bu kampın içinde kalmış. Kampın yanındaki toprak yoldan sağa sapıp Üçşehitler’e doğru ilerliyoruz. Kuledeki nöbetçi önce bizi gözle takip ediyor, daha sonra dürbünle izlemeye başlıyor. Başımıza geleceği çok iyi bildiğim için kameraman arkadaşı askeri bölgeyle ilgili en ufak bir görüntü almaması konusunda uyarıyorum.

MEZARLIKTAN ESER YOK

Üçşehitler’deki durum Esendağ’dan daha da vahim. Genellikle gittiğimiz tüm köylerde bakımlı veya bakımsız bir mezarlık buluyorduk. Üçşhitler’in girişindeki mezarlık tamamen yerle bir edilmiş. En ufak bir ize rastlamanız mümkün değil. Mezarlık tahıl için tarım arazisi haline getirilmiş.

Köyün okulundan da en ufak bir eser yok. Cami de büyük oranda yıkılmış ne kapı ne pencere kalmış. Çatısı da sökülmüş sadece duvarları kalan bir odanın içi ise hayvan pislikleri ve dışkılarıyla dolu. Geçmişte etrafında dönümlerce mısır inciri (babutsa) olan, şimdilerde tümüyle yok edilmiş köyün, toprak yolunda ilerlemeye devam ediyoruz. Sağlam bırakılmış tek ev yok. Ya tamamen yıkılmış, ya da bir kaç duvarı ayakta kalmış. Köyün köprüsünü bulana aşkolsun. Caminin arkasında yıkılan okulun yerine büyük bir hayvan barınağı yapılmış. Görüntülerimizi aldıkça ilerliyoruz. Aradan yarım saat geçmeden beklediğim gibi Rum askeri kampından çıkan askeri bir araç köye doğru ilerlemeye başlıyor. Ben biraz ileride olduğum için aracı farkeden ekip arkadaşları bana sesleniyor. Sakin olmalarını söylüyorum. Yanlarına doğru ilerlemeye başlıyorum. Kısa süre sonra askeri araç gelip yanımıza duruyor. İçinde bulunan 3 yıldızlı komutan bölgede bulunmamızın uygun olmadığı yönünde bizi uyarıyor. Biz sadece köyü çekmeye geldiğimizi söylüyoruz. Bunu ona anlatmak pek de kolay olmuyor. Köyü hemen terketmemiz gerektiğini söylüyor. Bunun için kendi sürdükleri aracı takip etmemizi istiyor. Geldiğimiz yolun tersine başka bir yoldan bizi Larnaka yoluna çıkarıyor. Kendisi geri dönüyor. Üçşehitlerden tam anlamıyla çalışmalarımızı tamamlamadan zorunlu olarak ayrılıyoruz. Bir süre sonra da Üçşehitler köyüne giriş tamamen yasaklanıyor.

VUDA (KALOHORYO)

Yolumuz Larnaka’nın 10 km batısındaki Vuda’ya (Kalohoryo) düşüyor. 1974 öncesi karma bir köy olan Vuda’da Rumlar’ın yerleşmediği Türk evleri bakımsız.

YEŞİL MAVİ OLMUŞ

Köyün camisinin önüne geliyoruz. Camisi köy zenginlerinden Gazi Hasan, minaresi ise Larnaka zenginlerinden Hamit Efendi tarafından yaptırılmış. Minarenin üzerinde yapıldığı tarih olan 1923 altında da eski Türkçe yazılar olan ayyıldızlı taş bir yapıt var. Caminin kapı ve pencereleri Müslümanların genellikle kullandığı yeşil veya kahverengi ile değil Rumlar’ın kullandığı renk olan mavi renkle boyanmış.

İLKOKUL GÜVERCİNLERİN VE GÜBRELERİNİN MEKANI

Vuda’da ilerlemeye devam ederek Türk İlkokulu’na geliyoruz. Türk ilkokulunun durumu tek kelimeyle yürekler acısı. Kapıları, pencereleri kırılmış, çatısı tahrip edilmiş, sadece sarı taştan bina ayakta. Bir zamanlar çocukların eğitim gördüğü bu okul da güvercinlere mekan olmuş. Her tarafta uçuşan güvercinler yanında çok sayıda ölü güvercin de görüyoruz. Her tarafı kaplayan güvercin pisliklerini anlatmaya gerek yok. Odaların zeminini patlatan ağaç kökleri insan boyu kadar yükselmiş.Geriye sadece zamanında okulda okuyan çocukların sarı taşların üzerine kazıdığı isimler kalmış. Süleyman Cevdet’in adı en belirgin olanlarından . Onun görüntüsünü de alıyoruz. Kırılıp döküldükten sonra kendi kaderine terk edilen Vuda Türk okulunu bizde terk ediyoruz.

Motifli demir kapısı olan mezarlığa geliyoruz. İlkokul gibi mezarlığının da pek bakımlı olduğunu söyleyemeyiz. Son dönemlerde bazı otları temizlenmiş ama, bazı mezarlar dikenler arasında kaybolmuş. Yaptırılan mezar taşları genellikle kırılmış, çok sayıda çökmüş mezara da rastlıyoruz. Türk mezarlığı Vuda’da son durağımız oluyor.

GÜNEY’DEKİ TÜRK KÖYLERİ (4)

ŞEHİTLER KÖYÜ TAŞKENT VE ALAMİNYO

ALAMİNYO’DA TÜRK EVLERİNİ YIKAN DOZERLERLE KARŞILAŞTIK

CİVİSİL HALA “YUNANİSTAN’I BEKLİYOR”

AKHİSAR’DA TALAN EDİLMİŞ TÜRK EVLERİ

Lefkoşa,8 Ağustos 03 (T.A.K—Hasan Karaokçu):

Güney Kıbrıs’ta bulunan Türk köylerinin her adımı heyecan vericiydi, her köyde bir burukluk yaşadık…Ancak 1974 yılında köyün erkeklerinin topluca katledildiği “Şehitler Köyü” Taşkent ve Alaminyo’ya giderken yaşadığımız duygular çok farklıydı.

1974 yılından hemen sonra, Taşkent erkeklerinin Rumlarca katledilmesinden sonra topluca göç eden ilk köylerimizden…Acı dolu olarak Kuzeye göçen analar, bacılar, eşler günlerce belki dönerler diye umutla beklediler erkeklerini ..Ancak dönemeyeceklerini kısa sure içinde öğrendiler ve gerçeği kabullenerek acılarıyla yaşamayı öğrendiler.

Aradan geçen 29 yıldan sonra Taşkentliler bugün köylerindeki evlerinden önce katledilen yakınlarının mezarlarını arıyorlar..

Bir başka köy Ötüken’de eski Türk evleri ağıl olarak kullanılıyor.

20 şehidi olan Alaminyo’da Türk evlerinin kalıntılarını ortadan kaldırmak için son çabaları harcayan dozerlerin faaliyetleri içimize farklı bir burukluk veriyor.

Akhisar’da ise turizm sektörünün gözbebeği durumuna gelmiş restero edilmiş tipik Kıbrıs köy evlerinin arkasında talan edimiş Türk evleri, gözlerden ırak tutulmaya çalışıyor.

İşte, Taşkent. Ötüken, Civisil ve Alaminyo turumuzda gözlemlerimiz:

TAŞKENT (DOHNİ)

Taşkent Larnaka’nın 35 kilometre batısında bulunuyor.

1974’te Barış Harekatı’nın ikinci safhasının başladığı gün Rum ve Yunan askerlerinin 89 Türk erkeğini zorla alarak katlettiği köy olarak biliniyor Taşkent.

Bir vadinin üzerine kurulmuş olan Taşkent bölgede gördüğümüz en güzel köylerden biri evlerin büyük bölümü taştan yapılmış ilk bakışta çok hoş bir görüntüsü var.

Dıştan bir iki kare görüntü aldıktan sonra Taşkent’in içerisine sokaklarında ilerlemeye başlıyoruz. Yolda bulduğumuz birkaç Rumla sohbet edip Türklerin yaşadığı evleri, okulu, camiyi ve mezarlığı görüyoruz. Köyün girişindeki bir kaç yıkık evi gösterdikten sonra Kıbrıslı Türklerin yoğun olarak yaşadıkları yer olarak vadinin kuzeyindeki evleri işaret ediyor. Söz konusu bölgeye yaklaştıktan sonra diğer köylerdeki gerçekle yüz yüze geliyoruz.

Kıbrıslı Türklere ait sayısız ev burada da yıkılmış. Bazıları yerle bir edilmiş, kimisi kendi kaderine terkedilmiş Samanlık ve hayvan barınağı olarak kullanılan evlere Taşkent’te de rastlıyoruz. Çatısı, kapıları, pencereleri tamamen sökülmüş tarihi özelliği olan bir ev karşımıza çıkıyor. Kapı başlığının üzerinde eski Türkçe yazılı taş yapıt tüm güzelliğiyle duruyor. Yan tarafta restore edilmeye başlanan başka tarihi eserlerde görüyoruz. Burası şimdilik restorasyon kapsamında bulunmuyor. Tarihi ve kültürel eserlere sahip çıkılması bir insanlık görevi olduğunu düşünüyoruz. İleride bu tarihi binanın da restore edileceği umuduyla o bölgeden ayrılıyoruz.

Köyün doğusuna doğru bir müddet ilerledikten sonra bu kez camiyi buluyoruz. Caminin dış cephesi kapı ve pencereleri yakın bir zamanda boyanmış Anıhtarın kimde olduğu belli olmadığı için caminin içine girip durumunu tespit edemiyoruz.

Taşkent İlkokulu okul olarak değil ambar olarak kullanılıyor. Sınıfların içi dışı demir raflar, karton kasalar ve çeşitli eşyalarla dolu. Belli ki burası bir tüccara tahsis edilmiş. Okul bahçesindeki ****** büstü yok edilmiş. Büst alanı ise tahribata uğramış.

Taşkent mezarlığına gidiyoruz. Mezarlığın içerisindeki otlar temizlenmiş. Diğer bölgelere göre buradaki mezar taşları daha az kırılıp dökülmüş. Buranın mezar taşları da diğer bölgelere göre daha değişik. Kadın ve erkek ölüler için ayrı model mezar taşları kullanılıyor. Taşkent, mezarlığının çevresi atılan hurda araç ve molozlarla çöplük haline getirilmiş mezarlıktaki gözlemlerimizden sonra Taşkent gezimize de son noktayı koyuyoruz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Turkmenyolu

avatar

Mesaj Sayısı : 35
Yaş : 57
Nerden : TURAN
Kayıt tarihi : 18/08/08

MesajKonu: Geri: Güneydeki Türk Köylerinin Durumu!!!   18.08.08 3:12

ÖTÜKEN (MENNOYA)

Larnaka’dan 18.5 kilometre uzaklıktaki 1974 öncesi saf bir Türk köyü olan Ötüken’e

geliyoruz. (Mennoya)

Küçük ve şirin bir köy Ötüken. Okulu ve camisi aynı alan içinde. Okulu yine okul olarak kullanılıyor. Bahçesinde çocuk oyun grupları var.

Caminin girişinde duvarın üzerindeki bir mermer taşta “Geçmişle Öğün 1923 – Yarına Güven 1973” yazısı var. Tarih kitaplarına göre de Ötüken cami ve okulu 1973’te yaptırılmış. 1974 sonrası yerleştirilen Rumların kaldığı evler bakımlı. Diğer evler yıkılmış. Ayakta kalan bazı evler ise ağıl olarak kullanılıyor. Mezarlığının çevresi bir süre önce tellenmiş. Otlar temizlenmiş. Yaptırılan mezarların isim taşları burada da kırılmış. Bazı mezarlar bakımsızlıktan zamana yenik düşüp yerle bir olmuş. Bu küçük ve şirin köyden de bu izlenimlerle ayrılıyoruz.

ALAMİNYO

Ötüken’den çıkıp harita üzerindeki yolları takip ederek Larnaka’nın 24 kilometre batısında bulunan 1974 öncesinde bölgenin en verimli karma köylerinden olan Alaminyo’ya geliyoruz. Bu köyümüz de toplu şehitler veren, suçsuz insanların katledikleri köylerden. Tam 20 şehit var burada. Bunlardan beşi 1967 yılında Rumlar tarafından kurulan bubi tuzağının kurbanları. Bu kurbanlar arasında baba ve iki çocuğu da var. 15 kişi ise 1974’te evlerinden alınarak topluca kurşuna dizilmiş masum insanlar….

Köyün meydanında 1964’te öldürülen elinde thomson marka silahı bulunan Tazaros Georgiu isimli EOKA’cının heykeli var. 1974 öncesi karma olarak yaşanan köydeki Türk evlerinin büyük bölümü yıkılmış. Dozerleri ayakta kalan bazı Türk evlerini yıkarken buluyoruz. Köye hakim yüksek bir yerde okulu buluyoruz. Okulun çevresini otlar bürümüş. Kapıları ve pencereleri kapalı ve kilitli. Önünde geniş bir boş alan var.Burası da dozerle düzeltilmiş. Önceleri bir şey var mı yok mu bilemiyoruz. Okulun hemen kuzeyinde aynı alan içerisinde camiyi buluyoruz. Cami son dönemde boyanmış bakımlı görünüyor. Birden caminin yanında karşımıza 4 tane şehit mezarı çıkıyor. Mezarların hepsi kırılmış dökülmüş tahrip edilmiş. Mezarların hemen karşısında bulunan kahveye gidiyoruz. Orada oturan 4-5 yaşlı Rum ile sohbet ediyoruz. Söz konusu mezarların 1964 yılında Rumların koyduğu bombanın patlaması sonucu ölen Kıbrıslı Türklere ait olduğunu söylüyorlar.

Bu mezarların ve caminin olduğu caddeye ise ne gariptir EOKA lideri Grivas’ın adı verilmiş. Bazı Türk sokaklarının ismine de EOKA’cıların isimleri verilmiş.

Alaminyo’nun çıkışındaki mezarlığa gidiyoruz. Sonradan tellenmiş Türk mezarlığının içinde ne mezar kalmış, ne de mezarcık. Kala kala mezarlığın girişindeki musalla taşı kalmış. Mezarlığın içini otlar dikenler ve ağaçlar kaplamış. Mumla arasanız tek mezar veya mezar taşı bulamazsınız.

Alaminyo’dan da bu gözlemlerle ayrılıyoruz.

CEVİZLİ (CİVİSİL)

Larnaka’nın 18 kilometre batısındaki 1974 öncesinde saf bir Türk köyü olan Cevizli’deyiz. (Civisil)

Köye girmeden önce sağ tarafta mezarlıkla karşılaşıyoruz. Civisil mezarlığı da son dönemde tellenmiş. Dışı tellenmiş ama içi yürek yakıyor. Bir çok mezar bakımsızlıktan yok olmuş. Kalan mezarların tümü kırılmış. Çok sayıda çökmüş mezara da rastlıyoruz. Yılan ve fare yuvası olmuş.

Köyün içine girdiğimizde camiyi buluyoruz. Caminin bir bölümü Kulüp olarak kullanılıyor. Kulüp levhasının üzerinde Yunan bayrağı var. Caminin hemen dibinde şimdilerde kullanılmayan çeşme duvarlarının üzerinde büyük harf olarak EOKA yazılmış. Biraz daha ilerliyoruz. Sağ tarafta direkte dalgalanan bir Yunan bayrağı var. Yunan bayrağının arkasındaki duvarda mavi beyaz haç şeklinde çizilmiş bir Kıbrıs haritası. Sınırlar kırmızı ile çizilmiş. Sınır bölgesinin tam ortasına ise saplanmış ve ucundan kan akan bir kama resmi var. Solunda bir Yunan bayrağı resmi sağda bir arma.

Haritanın üzerinde büyük harflerle “UNUTMUYORUM” yazısı. Haritanın altında ise “KIBRIS GEÇMİŞTE OLDUĞU GİBİ YUNANİSTAN’I BEKLİYOR” yazısı.

Etrafta genellikle Yunan bayrakları asılı. Hatta bazı evlerin üzerinde bile. Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı görmek çok zor. Köydeki Türk düşmanlığını kahvedeki insanların bakışlarından bile hissedebilirsiniz. Samimi bir şekilde selam vermemize rağmen, bizimle konuşmamayı tercih ediyorlar. “İlle de Türkleri sevmek mecburiyetleri yok ki” diye düşünüp köyü dolaşmaya devam ediyoruz. Cevizli İlkokulu’na gidiyoruz. Okul kullanıldığı için bakımlı. Bahçesinde bulunan ****** büstü sökülüp atılmış. Yandaki bayrak direğinin üzerine ise bir haç konmuş.

Türk düşmanlığı ve Türklere ait izlerin yok edilmesi için özen gösterilen Cevizli’den de bu duygularla ayrılıyoruz.

AKHİSAR (AYANNA)

Güney Kıbrıs’taki inceleme gezilerimizi sürdürüyoruz. Larnaka’nın 16 km kuzeybatısında bulunan 1974 öncesi karma bir köy olan Akhisar (Ayana)dayız.

Köyün girişinde sağ ve solunda güzel bir çam koruluğu ile karşılaşıyoruz. Çamlığı geçer geçmez sağ tarafta Türk okulunu buluyoruz. Yıllardır budanmamış ve bakılmamış ağaçlar arasında sarı taştan kemerli bir bina.. Bahçesini otlar ve dikenler kaplamış. Bina tamamen kendi kaderine terkedilmiş. Kapısı, pencereleri, pancurları kırılmış içeriye giriyoruz. Diğer bölgelerde karşılaştığımız aynı manzara... Her taraf güvercin yuvası ve pisliği dolu. Kara tahta yerde atılmış. Sınıftaki tüm sandalye ve masalar götürülmüş.. Nasıl olduysa bir tane atıl vaziyette duruyor. O da kırık. Akhisar’ın içerisine doğru ilerlemeye başlıyoruz. Çok sayıda taştan ev görüyoruz. Hoş bir mimarileri var. Köyün güneyinde genellikle Rumlar tarafından yapılan yeni evler var. Kuzey tarafta taş binaların ağırlıklı olduğu yerler 1974 öncesi Kıbrıslı Türklerin yaşadığı evler. Bazı evler taş mimarisine uygun olarak restore edilmiş. İçinde Rumlar oturuyor. Restoran haline getirilenler de var. Bu bölgede ilerledikce kendi kaderine terkedilmiş, yıkılmış ve hayvan barınağı olarak kullanılan Türk evlerini buluyoruz. Kendi kaderine terk edilen evler tam bir çöplük ve pislik yuvası.. Turistlere hizmet amacıyla restore edilen evlerin arkasındaki bu manzara hiç de hoş değil.

Rumlar köye gelen turistleri buralarda dolaştırmamak için herhalde özel bir gayret sarfediyor diye düşünüyoruz. Marketi bulunan bir Rum kadınla sohbet ediyoruz. Sol taraftaki geniş bir arazide de zamanında Türk evleri olduğunu ama daha sonra tamamen yerle bir edildiğini söylüyor. Bölgeyi iyice incelediğiniz zaman kalıntılardan bunu anlayabiliyoruz. Mezarlığı soruyoruz. Ne kadından ne de sorduğumuz başka Rumlardan net bir yanıt alamıyoruz. Bu nedenle mezarlıkla ilgili herhangi bir gözlem yapmadan Akhisar’dan ayrılmak zorunda kalıyoruz.

GEÇİTKALE VE BOĞAZİÇİ

YAŞADIKLARI OLAYLARLA KIBRIS TARİHİNE DÖNÜM NOKTASI OLARAK GEÇEN TÜRK KÖYLERİ

Lefkoşa, 9 Ağustos 03 (T.A.K-Hasan Karaokçu):

Her Türk köyünün Kıbrıs tarihinde bir yeri var. Ama Geçitkale ve Boğaziçi köylerinin bir başka. Bu köylerin uğradıkları saldırılar, halklarının gösterdiği direniş ve verilen şehitler. Geçitkale ve Boğaziçi halklarına yöneltilen saldırılardan sonra Türkiye’nin garantörlük haklarını kullanmak için sergilediği kararlı tutum sonucunda geriye çekilmek zorunda kalan Grivas önderliğindeki Yunan ve Rum birlikleri ve Kıbrıs tarihine bir damgasını vuran olaylar zinciri.

Bu köylerimizin gösterdiği direniş ve Türkiye’nin uluslararası anlaşmalardan doğan garantörlük haklarını uygulayacağı konusunda gösterdiği kararlılık sonucunda 1967 yılında saldırıların hemen ardından Yunanistan Kıbrıs’ta bulundurduğu askerini geri çekmek zorunda kaldı. Rumların aldıkları Çek silahları BM’ye verildi. Erenköy’de daracaık bir alanda mahsur olarak yaşamak zorunda kalan yurt savunmasına katılmış üniversite öğrencileri okullarına dönebilmişlerdi.

Bu köylerimizde destanlar yaratan Mehmedeminler, Hasanlar, Bayramlar, Mustafalar, Remziler ve diğerlerinden oluşan onlarca şehidin yattığı Şehitlik 1974’ten sonra en çok tahrip edilen yer.

Güney’deki Türk köylerine yaptığımız ziyaretler programı çerçevesinde Larnaka kazasının 1974 öncesi en büyük Türk köylerinden olan ve Larnaka’dan 24, Lefkoşa’dan 35 kilometre uzaklıkta bulunan Geçitkaleye girerken beynimizden tarihin filmi akıyor.

MEZARLIK VE ŞEHİTLİK

Yolumuzun üzerinde olduğu için ilk olarak mezarlıkta duruyoruz. Mezarlığın demir kapısının bir kanadını sökülmüş durumda buluyoruz. Oldukça büyük olan mezarlığın içinde ilerlemeye başlıyoruz. Buradaki mezarlarda da büyük tahribat var. Yapılmış mezarların çoğu kırılmış. Birçok mezar taşı sağa sola duvar diplerine atılmış. Bakımsızlıktan ortaya çıkan ot, diken ve ağaçlar burada da birçok mezarı kaplamış. Geçitkale mezarlığının duvarları yıkılmaya da başlamış.

Mezarlığın sonuna doğru ilerleyince yan taraftaki şehitlik karşımıza çıkıyor. 1967’de köye saldıran Rumlara karşı gösterilen direniş sırasında şehit düşen 24 kişi için yaptırılmış olan şehitliğin durumu tam anlamıyla felaket. Şehitliğin girişinde bulunan Mücahit amblemi kurşunlanmış. Şehitlerin tek tek fotoğraflarının yer aldığı camlı bölümler kırılmış. İçlerindeki fotoğraflar sökülüp atılmış.

Şehitliğe girişte yer alan ve üzerinde Mehmet Akif Ersoy’un sözlerinin yer aldığı taş mermer yerinden sökülüp atılmış ve kırılmış.

Şehit mezarlarının isim taşları da aynı şekilde tahrip edilmiş. Türk düşmanlığının örneklerinden biri sergilenmiş Geçitkale şehitliğinde.

HASTANE YAKILDI

Geçitkale şehitliğinden çıkıp köy içinde ilerlemeye başlıyoruz. Hastane olan binanın önüne geliyoruz. Dıştan bir görüntü alıp içeriye giriyoruz. Bir dönem kullanılan hastanenin içi tüm eşyalarıyla birlikte yanmış ve öylece bırakılmış. Yani hastane yangın sonrası temizlenmeden kendi kaderine terkedilmiş. Duvarlarında “Makedonyam” yazısını görüyoruz.

GEÇİTKALE CAMİSİ

Geçitkale camisine gidiyoruz. 1900’lü yılların başında yapılmış. Güzel bir minaresi bulunan cami bazı bölgelerdeki camilere göre daha iyi durumda. Bunun kapısına da kilit vurulmuş.

EVLER-SOKAKLAR

Geçitkale’de Rumların yerleştirildiği evler dışında kalan evlerin önemli bir bölümü yıkılmış. Ambar ve hayvan barınağı olarak kullanılan ev sayısı da az değil. Burada da yıkıntılar ve hayvan pislikleri arasında, çeşitli tehlikelere rağmen görüntülerimizi alıyoruz.

Geçitkale’de KENT isminde bir de sinema var. Ambar olarak kullanılıyor. Daha ileride olan yazlık sinema ise kendi kaderine terk edildi.

Bu bölgede "Şehit Cemal Mani Sokağı”na rastlıyoruz. Nasıl olduysa bu sokak ismi sökülüp atılmamış.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Turkmenyolu

avatar

Mesaj Sayısı : 35
Yaş : 57
Nerden : TURAN
Kayıt tarihi : 18/08/08

MesajKonu: Geri: Güneydeki Türk Köylerinin Durumu!!!   18.08.08 3:12

RUM POLİSİNİN MÜDAHALESİ

Köyün en geniş caddelerinden birine geliyoruz. Benzin istasyonu, dükkanlar, Polis ve İtfaiye istasyonları bulunuyor. BRT ekibi burada çekim yaparken Rum polisi olaya müdahale ediyor. Hiçbir yasak işareti olmamasına karşın, karakolun görüntüsünü çekti iddiasıyla BRT ekibi karakola çağrılıyor. Ben biraz daha geride olduğum için olayı son anda fark ediyorum. BRT ekibinin karakola götürülüşünü yansıtan bir poz fotoğraf çekmeyi başarıyorum. Arkalarından ben de karakola giriyorum.Oradaki sorumlu polis ısrarla çekilen görüntüleri görmek istiyor. Köye niçin geldiğimizi sorgulamaya çalışıyor. BRT’deki arkadaşlar bölgenin genel görüntüsünü aldıklarını o bütünün içerisinde karakol ve itfaiyenin görüntülerinin bulunduğunu söylüyor. Herhangi bir yasak işareti görmediklerini de anlatıyor. Görevli polis laftan anlamıyor. Çekilen görüntüler geri sarılıp Rum polisine gösteriliyor. Karakol ve itfaiyenin özel olarak çekilmediğini gözleriyle gören Rum polisi, yine de sorun yaratmaya devam ediyor. “Sizin için sorun değil ama benim için sorundur” diyerek görüntüleri silmelerini istiyor. BRT ekibi ister istemez görüntüleri siliyor. Rum polisi kamerayı bir daha inceledikten sonra bizi serbest bırakıyor.

Geçitkale’den genel görüntü aldıktan sonra ayrılıyoruz.

BOĞAZİÇİ (AYTOTORO)

Larnaka’nın 30 kilometre batısında bulunan 1974 öncesi karma köylerden biri olan Boğaziçi (Aytotoro) köyü yeşillikler arasında. Vadi içindeki köyde yenilikler var. Köyü çevreleyen yeşil örtüyü narenciye, zeytin ve diğer meyve ağaçları oluşturuyor. Köyün genel görüntüsünü almak için arabamızdan iniyoruz. Traktörüyle bir Rum çiftçi, bahçesine geçerken yanımızda duruyor. Selam kelam biraz sohbet ediyoruz. Vadinin içindeki narenciye bahçesini göstererek “Bu bahçe Cemil’indir. Ona ben bakarım” diyor. Kuzey’den göçmen geldiğini söylüyor ama şimdiki yaşantısından da pek şikayetçi görülmüyor. “Biz de bir anlaşma olsun istiyoruz” deyip yoluna devam ediyor.

EĞİTİM YUVASINDAN HAYVAN YUVASINA

Anlaşma istediğini söyleyen Rumun tarif ettiği sokağa girip Türk okulunu buluyoruz. Okulun içinde bulunduğu durumu kelimelerle anlatmak gerçekten zor. Yıkılmış, dökülmüş, harabe haline getirilmiş. Bir zamanların eğitim yuvası hayvan yuvası haline dönüştürülmüş. Yani okul yıllardan beridir ağıl olarak kullanılıyor. Sınıfları temizleyecek olsanız içerisinden tonlarca hayvan pisliği çıkar. Tüm sınıfların durumu hemen hemen aynı. Her tarafa yayılmış güvercin pislikleri ve ölüleri ayrı bir sorun. Kırılmış ve tahrip edilmiş çatılar güvercinlerin istilasına uğramış.

Okulun kemerli giriş bölümünde de aynı manzara var. Kendiliğinden yetişmiş incir ve diğer ağaçlar ve gittikçe yayılan dikenler okulun ayakta kalan taş binasını tehdit etmeye başlamış. Duvarlarda ahlak dışı çeşitli resim ve yazılara rastlıyoruz.

Okul bahçesinin güney kısmında kalan ****** büstü alanını görüyoruz. Büst beton zemin üzerinden alınmış. Büst alanı ise çevresinde oldukça fazla hasar var. Yıllardır temizlenmeyen dikenler ve otlar ise insan boyunu aşmış.

Bizim cami zannettiğimiz, ancak sonradan eski Türk okulu olan binanın yanına geliyoruz. Kapısının üzerinde eski Türkçe büyükçe bir yazıt var. Kapı ve pencereleri bakımsızlıktan kırılmaya başlamış içerisine giriyoruz. Belki birileri tarafından ambar olarak kullanılmış. Ama ambardan çok çöplüğü andırıyor.

TÜRK EVLERİ YIKILDI

Köy içinde ilerlemeye devam ediyoruz. İçerisinde oturulan çok az sayıda ev hariç Boğaziçi’nin tüm Türk evleri yıkılmış veya bakımsızlıktan çökmüş durumda. Yine canımızı tehlikeye atarak yıkık evlerin içerisine girerek görüntülerimizi alıyoruz. Gerçekten yürekler acısı bir durum. Boğaziçi cami dış cephesi kapısı ve penceresi yeni boyanmış ve kilitli.

Ardından mezarlıktayız. Mezarlıkta da Türk evleri okulu ve camiden farklı bir görüntüyle karşılaşmıyoruz. Taştan mezarların tüm isim boşlukları ve kenarları bilinçli olarak kırılmış çoğu mezarlar bakımsızlıktan çökmüş taşları sökülmüş atılmış. Mezarlıktan edindiğimiz bu izlenimin ardından Boğaziçi’ndeki çalışmamızı tamamlayıp buradan ayrılıyoruz.

LİMASOL KÖYLERİ

YALOVA CANLI..TÜRK EVLERİNE YERLEŞEN RUMLAR VAR

TÜRKLERE AİT GENİŞ TARIM ARAZİLERİ KULLANIYOR

CAMİNİN EŞYALARI KIRIK DÖKÜK

MİSAFİRPERVERLİĞİYLE ÜN SALMIŞ KANDU KAHVEHANESİNDE MİSAFİRPERVERLİK BULAMADIK..

BİNATLI’DA ZENGİN TÜRK ARAZİLERİ ÜZERİNDE YAPILAR KURULDU

Lefkoşa, 03 (T.A.K Hasan Karaokçu):

Güney Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türkler’in terketmek zorunda kaldıkları köyleri araştırma ve inceleme gezimize Limasol bölgesinden Yalova (Piskobu), Binatlı (Polemidya) ve Çanakkaleyi’de (Kandu) katıyoruz.

Limasol köylerini gezimiz sırasında bize ülkemizin tanınmış simalarından, eski bakanlardan Özel Tahsin eşlik ediyor. İlk durağımız 1974 öncesi karma bir yer olan Yalova (Piskobu) oluyor.

Limasol’un 14 kilometre batısında bulunan Yalova’ya varıyoruz.

Türkler’in yaşadığı bölgelere gidip görüntülerimizi almaya başlıyoruz.

YALOVA’DA TÜRK EVLERİNİN ÇOĞUNLUĞUNA RUMLAR YERLEŞTİ

Oldukça geniş bir alana yayılmış Yalova’daki Türk evlerinin önemli bölümüne Rumlar yerleştirilmiş. Buna karşın yıkılmış Türk evlerine de rastlıyoruz. Kendi kaderine terkedilmiş samanlık ve ambar olarak kullanılan evler de var.

Yalova’nın güneyinde denize yakın bölgede Vakıflar İdaresi’ne ait binlerce dönüm sulu tarım arazisi karşımıza çıkıyor.

Güney Kıbrıs’ta turizm potansiyelinin gelişmesiyle hem bu arazilerin, hem de Yalova’daki diğer Türk mallarının değeri oldukça artmış.

Yalova Sineması hala gösterimde. Eski nostaljik kovboy filmleri yanında yeni vizyona girmiş filmlerin afişleri asılmış.

CAMİ

Minaresi bulunan Yalova Camisi’ne geliyoruz. Önünde 2 tane büyük sütun ve çift taraflı merdiven ayaklarıyla giriş yapılan caminin kapısı kilitli. Buradan içeriye girmemiz mümkün olmuyor. Caminin çevresini dolaşıyoruz. Arka bahçesine geldiğimizde camiyle bütünleşmiş bir hamam karşımıza çıkıyor. Hamamın penceresinden içeriye giriyoruz. Dıştan sağlam görünen hamamın içi oldukça pis ve bakımsız.

Hamamın içerisinden caminin içerisine geçiş buluyoruz. Caminin başta mimberi olmak üzere diğer araç gereçleri kırık dökük. Sağa sola savrulmuş. Zamanında kiliseden camiye çevrilmiş bir yer olacak ki iç duvarlarda freskler görüyoruz. Uzun koridoru andıran bu alandan sonra ana kapısı kapalı olduğu için giremediğimiz ön bölüme geçiyoruz. Burası da oldukça bakımsız ve kendi kaderine terkedilmiş. Akşamcılarında uğrak yeri olmuş olacak ki içerisinde içki şişeleri buluyoruz. Bu görüntülerden sonra Yalova camimin kapı ve pencerelerinin neden sıkı sıkıya kapalı olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Caminin karşısında bir bina karşımıza çıkıyor. Oldukça bakımsız olan binanın demir kapısının boyaları dökülmüş, içerisi samanlık olarak kullanılıyor. Kapının üzerindeki kabartma yazı gözümüze çarpıyor. Meğer burası zamanın Kıbrıslı Türk liderleri arasında yer alan M. Necati Özkan’a ait sigara fabrikasının Yalova’daki bayisiymiş.

Kabartma yazıda “M. Necati Özkan Sigaret Fabrikası” yazıyor. Sigara fabrikası yazısının hemen yanında M. Necati Özkan’ın zamanında kurduğu Kıbrıs Türk Birliği İstiklal Partisi’nin ******’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nden esinlenerek yaptığı altı oklu amblem bulunuyor.

GÖÇMENEVLERİ

Yalova’da ilerlemeye devam ediyoruz. 1963 saldırılarında Limasol köylerinden Yalova’ya göç eden Türkler için yapılan göçmen evlerinin içinde şimdi Rumlar oturuyor.

OKUL HARAP

Yalova’da gezimizi sürdürürken yıkılmış evler görüyoruz. Yolumuzun üzerinde okulu buluyoruz. 1974 sonrası ek binalar yapılan okul bir dönem kullanılmış, belli ki sonra da atıl durumda bırakılmış. Camlar ve sınıflardaki sıra ve sandalyeler kırılmış çok sayıda defter ve kitap atıl durumda. Yerlerde çok sayıda EOKAcılar’ın fotoğrafları yanında, KKTC ve Türkiye düşmanlığını önplana çıkaran broşürlere de rastlıyoruz.

Okuldan çıkıyoruz, Rehberimiz Özel Tahsin bizi 1963 sonrası Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi tarafından bölgede yaşayan Türk üreticilerin ürünlerini değerlendirmek için yaptırdığı Kooperatif Merkez Bankası, Harup Fabrikasına götürüyor. Harup fabrikası şimdilerde arpa ambarı olarak kullanılıyor.

Yine de bakımsız, ön büroların camları kırılmış. Harupların işlendiği makinelerin parçaları dışarıya atılmış.

Buradaki, izlenimlerimizden sonra mezarlığa geçiyoruz. Zamanın varlıklı kişilerinden olan Hasan Kahya tarafından yaptırıldığı için mezarlığa “Hasan Kahya” ismi verilmiş. Mezarlık son dönemlerde temizlenmiş olmasına karşın yılların bakımsızlığı her tarafta kendini gösteriyor. Mezarlığın içindeki dikenler ve sabır ağaçları çok sayıda mezarı bastırmış ve yıkmış. Burada da kırılmış mezar taşlarına rastlıyoruz. Bunların görüntülerini alıp Yalova’daki çalışmalarımızı tamamlıyoruz.

ÇANAKKALE (KANDU)

Yalova’dan sonra Limasol’un 36 kilometre kuzey batısındaki 1974 öncesi karma bir köy olan Çanakkale’ye (Kandu) geçiyoruz. Trodos dağlarının eteklerinde bulunan Çanakkale’nin çevresi bağlık ve bahçelik. Yani çevresi yeşil örgüt ile kaplanmış bir köy.

Köyün girişinde bulunan ****** büstü yerinden sökülmüş. Büst alanı duruyor. Buraya Yunan ve Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı çekilmiş.Çanakkaleli gençlerin zamanında spor yaptığı alana da kilise inşa edildi. Çanakkale’deki bazı Türk evleri yıkılmış. Bunların bazılarının yerlerine park alanı yapılmış. Bakımsız ve kendi kaderine terkedilen evler de görüyoruz. İçerisine Rumların yerleştirildiği evler bakımlı.

MİSAFİRPERVERLİK DE YOK OLDU

Bir zaman misafirperverliği ile ünlü Kandu kahvesinde pek misafirperverce karşılanmıyoruz. Kahvede oturan yaşlı Rumlar bize soğuk davranıyor. Kahvelerimizi yudumlayıp çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

ÇANAKKALE CAMİSİ

Çanakkale camisine geliyoruz. Minaresi bulunan cami binasının dış görünümü iyi. Her yerde olduğu gibi kapsına kilit vurulmuş. Demir parmaklıkların arasındaki kırık pencere camından dijital kameramızı uzatıp 3-4 görüntü alıyoruz. Cami içi diğer bölgelerdeki kadar kötü olmasa da bakımsız. Zamanın Kıbrıs Türk Evkaf Müdürü Münür Bey’in 1932 yılında yaptırdığı Çanakkale camideki gözlemlerimiz ise bu şekilde oluyor.

SİNEMA DÜLGER AYÖLYESİ OLDU

Karşımıza bu kez Çanakkale sineması çıkıyor. Kıbrıslı Türkleri için 1974 öncesi sosyal açıdan en önemli yerlerden biri olan sinema binası dülger atölyesine çevrilmiş.

ZENGİN TÜRK TOPRAKLARI

Köyün dışına doğru ilerliyoruz. Türklere ait zengin mal varlıklarının üzerinden oto yol geçiyor. Bazı Türk malları üzerine de bağlar kurulmuş.

Çanakkale’de son olarak mezarlığa gidiyoruz. Trodos dağlarından inen derenin üst başındaki düzlük bir alana kurulmuş olan Çanakkale mezarlığı bakımsızlıktan yok olmak üzere. Otlar, dikenler ve maki türü ağaçlar o kadar çoğalmış ki yoldan geçerken burasının mezarlık olduğunu tespit etmek çok zor. İçindeki mezarların yanına gitmek için otlar ve dikenlerden ayaklarınızın ve kollarınızın çizilmesini göze almak zorundasınız. Böylesi bir ortamda Çanakkale mezarlığının görüntülerimizi alarak Güney Kıbrıs’taki Türk köylerine yönelik gezimizi sürdürmeye devam ediyoruz.

BİNATLI (POLEMİTYA)

Limasol bölgesindeki bu seferki durağımız Binatlı (Polemitya) oluyor. Limasol kentinin 6 kilometre kuzeybatısında olan Binatlı Aşağı ve Yukarı olmak üzere ikiye ayrılıyor. Biz önce 1974 öncesi sadece Türkler’in yaşadığı Yukarı Binatlı’ya gidiyoruz.

Buradaki Türk mallarının üzerine yüzlerce ev yapılmış. Buna karşın Türk evlerinde oturan Rumlar var. Kendi kaderine bırakılmış ve yıkılmış Türk evleri de buluyoruz. Ancak buradaki tahribat diğer yerlerdeki kadar ağır değil. Burada olan Türk mallarının işgal edilerek üzerine evler ve villalar yapılması.

Limasol Genel Hastanesi de Türk malları üzerine kurulmuş. Türk mallarının üzerine sonradan ev yapan bazı Rumlar çekimlerimizden rahatsız oluyor. Sağa sola telefon açıyorlar. Biz çalışmalarımızı sürdürmeye devam ediyoruz.

Yukarı Binatlı mezarlığını buluyoruz. Burası da bakımsızlık kurbanı. Otlar, dikenler ve ağaçlardan içine girip dolaşmak zor. Birçok mezar bakımsızlıktan yerle bir olmuş yaptırılmış mezarların çoğu ise tahrip edilmiş. Mezarlığın hemen yakınında Binatlı ilkokulunu buluyoruz.

Şimdilerde içinde Rum çocukların eğitim gördüğü okul binası temiz ve bakımlı. Aşağı Binatlı’ya geçiyoruz. Buradaki evlerin önemli bölümüne göçmen Rumlar yerleştirilmiş. Çok sayıda ev de yıkılmış, yerlerine yeni binalar yapılmaya çalışılıyor. Aşağı Binatlı kışlık sineması temizleyici, yazlık bölümü ise ambar haline getirilmiş.

SİNEMA MARONİT KİLİSESİ OLMUŞ

Aşağı Binatlı’nın bir başka sineması ise Maronit kilisesi olmuş.

İncelemelerimizi Aşağı Binatlı Mezarlığı’nda sürdürüyoruz. Çevresi duvarlarla çevrili Mezarlıkta ilginç görüntüler karşımıza çıkıyor. Mezarlığın çok geniş bir alanı dozerle yerle bir edilmiş. Mezar taşları duvar diplerine itilmiş veya kamyonlara yüklenip başka bölgelere atılmış. Mezarlığın kuzeye bakan bölümünde bazı mezarlar duruyor. Ama bunların da mezar taşları tahrip edilmiş.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Turkmenyolu

avatar

Mesaj Sayısı : 35
Yaş : 57
Nerden : TURAN
Kayıt tarihi : 18/08/08

MesajKonu: Geri: Güneydeki Türk Köylerinin Durumu!!!   18.08.08 3:13

DOZERLE DÜZELTİLMİŞ MEZARLIĞA YENİ MEZARLAR

Aşağı Binatlı Mezarlığı’nın dozerle yerle bir ettiği bölümüne Güney’de yaşayan sonradan adını değiştiren Türkler ile Müslümanlar görülmeye başlanmış.

Aşağı Binatlı Mezarlığı’ndan sonra camiye geçiyoruz. Cami dış görünüm olarak iyi görünüyor. Bahçesindeki çeşmeler kırılmış. Binatlı cami kapısını açık buluyoruz. İçeride durum diğer bölgelere göre daha iyi. Bakımsız ama çok tahribat yok.

BİNATLI SPOR KULÜBÜ—SARHOŞ RUM

Binatlı Spor Kulübü ve yandaki Türk kahvesinin olduğu bölgenin görüntülerini de alıyoruz. Yıllarca Binatlı Spor Kulübü Başkanlığı yapmış Özel Tahsin’i tanıyan bir Rum bizi kahve içmeye çağırıyor. Çalışmalarımızı tamamlayınca Binatlı Spor Kulübü’nün içine giriyoruz. Kahvelerimizi yudumlamaya başladığımız sırada yan masada bira içen bir Rum yanımıza geliyor. Fazla alkollü olduğu her halinden belli olan Rum Akçay’da bıraktığı tarlalarının hesabını yüksek sesle bize sormaya çalışıyor. Kahvede oturan diğer Rumlar kendisine müdahale ediyor. Hızını alamayıp biraz daha söylendikten sonra masasına dönüyor. Biz de kahvelerimizi bitirdikten sonra, Binatlı’dan ayrılıyoruz.

GÜNEY’DE KALAN TÜRK KÖYLERİ

MALATYA’DA YIKIK EVLER

BEŞİKTEPE’DE EVLER DOZERLERLE ORTADAN KALDIRILDI, İLKOKULU

KEÇİLERE MANDRA YAPILDI

MEZARLIKLARDA MEZAR YOK

TATLICA TAM ANLAMIYLA "HAYALET KÖY"

TABANLI’DA AYAKTA KALAN BİRKAÇ EV DOMUZ ÇOBANININ KULLANIMINDA

YAKACIK HARABE

Lefkoşa, 12 Ağustos 03 (T.A.K—Hasan Karaokçu);

Malatya (Meladya) Beşiktepe (Melandra), Tatlıca (Zaharga), Tabanlı (İstinco) ve Yakacık Baf’ın şipşirin Türk köyleriydiler bir zamanlar. Geleneklerine göreneklerine bağlı Kibrıs Türk köylerinin ve insanlarının bütün güzel yönlerini içlerinde barındıran, insanlık değerlerini, paylaşımı sonuna kadar yaşayan Türk köyleri. Hepsinin de ortak özelliği çevrelerin in badem, incir, harup ağaçlarıyla çevrili olması ve ceviz ağaçlarının coğrafyalarına egemen olması…Bir de çalışkan, toprağına bağlı insanlarının verimli toprağı işleme arzusu…Çeşmeleri dereleri vardı…Kimisi coğrafyanın oluşturduğu yataklardan, kimisi tarihin kurduğu musluklardan akan serin sular taşıyan…

1974 sonrasının özgürlük göçüne bu köylerin çalışkan, cefakar insanları da seve seve katıldılar. Yüreklerinde köylerindeki ağaçların terkettikleri taştan evlerinin özlemini de kuzeye getirdiler… Hayallerinde büyüttükleri incir, badem ceviz, zeytin ağaçları her geçen gün büyüdü, evleri okulları her geçen gün anıtlaştı…Yıllar yılı köylerini evlerini unutmadılar. Bir gün özlemlerini gidermek için döndüklerinde onlara bir bakıcı bulacaklarını umut ettiler. Ancak ne yazık ki bu şipşirin köylerin kaderleri de diğer Türk köylerinden pek faklı değil…Hatta daha beter…Çünkü Tatlıca gibi bir köyün yerinde bugün yeller esiyor ve burası tam anlamıyla bir hayalet köy…Tabanlı köyünün ortasında akan çeşmenin suyunu domuzlar kirletmiş, burada ayakta duran birkaç ev domuz çobanının ve domıuzların mekanı durumunda. Beşiktepe’nin evleri dozerlerle ortadan kaldırılmış ve köylerin mezarlıklarında mezarlar yok edilmiş… İlkokulların çoğu ise samanlık yapılmış.

İşte Baf’ın şirin köylerinden izlenimlerimiz:

MALATYA (MELADYA)

Baf kazasındaki Türk köylerini araştırma ve inceleme gezimizi sürdürüyoruz. Poli çevresinde bulunan ve 1974 öncesi tamamen Türklerin yaşadığı beş köy olan Malatya (Meladya), Beşiktepe (Melandra), Tatlıca (Zaharga), Tabanlı (İstinco) ve Yakacık’taki (Magunda) durumu tespit etmek için rehberlerimiz Mehmet Gökkuşak ve Mehmet Hoca ile birlikte 30 Temmuz sabahı yola koyulduk.

Lefkoşa’dan Poli’ye, Poli’den de Maltya’ya varmamız 3 saati aştı. Baf’ın 35 km. Kuzeyinde bulunan Malatya bölgenin zirve noktalarından birine kurulmuş. Kuzeye baktığınız zaman denizi, güneye baktığınız zaman yeşille örtülmüş Baf dağlarını görebilirsiniz. Sürekli esen yel Temmuz sıcağını biraz olsun kırıyor. Köye girişte altyapı çalışmaları için yolları kazan dozerlerle karşılaşıyoruz. Sağda ilk gözümüze çarpan 1910 yapımı yazısı hala daha üzerinde duran Malatya İlkokulu ve yanındaki cami oluyor.

Okul da cami de oldukça bakımsız ve atıl durumda. İlkokulun kapıları pencereleri kırık dökük. Bir süre ağıl olarak kullanılmış ki, içerisi küçükbaş hayvan pislikleriyle dolu. Caminin kapısı kilitli. İçeriye giremiyoruz. Kırık olan pencereden 3-4 kare fotoğraf alıyoruz. Yılların bakımsızlığı ve yıpranmışlığı göze çarpıyor.

Malatya’daki evlerin önemli bölümüne göçmen Rumlar yerleştirilmiş. Bu evler bakımlı. Geriye kalan evler ise yıkılarak yerle bir edilmiş. Ayakta kalan taştan evlerin mimarisi göze oldukça hoş geliyor.

Poli güzergahınde yolun sağına kurulmuş olan Malatya Mezarlığı yerle bir olmuş. Etrafı demir parmaklıklarla çevrili bir mezar olmasa oranın mezarlık olduğunu anlamak mümkün değil. Çünkü tek bir mezar taşı ortalarda görünmüyor.

BEŞİKTEPE (MELANDRA)

Malatya’dan çıkıp doğuya doğru ilerleyip Beşiktepe’yi (Melandra) buluyoruz. Köy tepeden vadiye doğru geniş bir alana kurulmuş. Yukarıdan bakılınca çok sayıda badem, harup ve çeşitli meyve ağaçlarının köye güzel bir görünüm ve zenginlik kattığını görürsünüz.

Beşiktepe’de rastladığımız ilk evin yıkılmış olduğunu görüyoruz. İlerledikçe korkunç gerçekle yüzleşiyoruz. Beşiktepe evlerinin yüzde yüze yakını dozerlerle yıkılmış yerle bir edilmiş. Köy bir harabe durumunda. Ayakta kalan 3-5 evi ise köyde yaşayan bir çoban ağıl haline getirmiş. Bir zamanlar çocukların eğitim gördüğü Beşiktepe İlkokulu’nun içinde yüzlerce keçi var. Okulun içine pislikten girmek mümkün değil. Tam bir harabeye dönmüş köyde ilerlemeye devam ediyoruz.

Ayakta kalan bir eve doğru yanaşıyoruz. Biz eve ulaşmadan ağır ve dayanılmaz bir koku bize ulaşıyor. Meğer bu ev de domuz ağılı haline getirilmiş odaların içinde ve bahçede çok sayıda domuz dolaşıyor. Çirkeflerin içinde yatıp kalktıkca koku bir o kadar daha ağırlaşıyor.

Gazeteci olduğumuzu gören köyün Rum çobanı yanımıza geliyor. Köyün halini soruyoruz. Kendisi köye geldiğinde öyle olduğunu, herkesin evine yerine dönmesini istediğini söylüyor. ‘’Köyde tek bir sağlam ev bırakılmadı Hangi eve dönülecek?’’ diye soruyoruz. Verecek bir yanıt bulamıyor.

Beşiktepe’nin küçük bir minaresi olan camisini buluyoruz. Caminin köyde ayakta kalan en sağlam yapı olduğunu söyleyebiliriz. Yanında küçük bir kilise yapılmış. Burası camiye göre çok daha iyi durumda ve bakımlı. Cami çevresini otlar ve dikenler bürümüş. Beşiktepe’de tam bir çevre felaketi var. Her taraf çöp ve pislik dolu. Bu kadar büyük tahribat ve çevre kirliliğinin iç içe olduğu bir köye ilk kez rastlıyoruz. Köyün taşlı yollarından vadiye doğru ilerliyoruz. Köyü çıktıktan yaklaşık 300 metre sonra mkezarlığı buluyoruz. Aslında mezarlığı değil, duvarlarını buluyoruz. Çünkü Beşiktepe Mezarlığı da yerle bir olmuş.

Biri tahrip edilmiş diğeri ise demir parmaklıklarla çevrili iki mezar buluyoruz. Diğer mezarlardan eser yok.

Beşiktepe izlenimlerimizi böyle noktalıyoruz.

TATLICA (ZAHARGA)

Beşiktepe’den ayrılıp toprak yolu izleyerek yaklaşık 10 dakika sonra 1974 öncesi küçük ve şirin Türk köylerinden biri olan Tatlıca’yı (Zaharga) buluyoruz.

Baf’ın 46 kilometre kuzeydoğusundaki Tatlıca da bölgeye hakim tepelere kurulmuş geniş ve güzel manzarası olan bir köy.

Tatlıca’nın girişinde ilk karşılaştığımız bina tek odalı ilkokul oluyor. Büyük bir harup ağacı ve içerisinde çeşmesi olan geniş bahçesi tellenmiş durumda. Tatlıca İlkokulu da diğer bölgelerdeki eğitim kurumları gibi kırılmış, dökülmüş, yağmalanmış. İçerisi güvercin yuvaları ve pislikleriyle dolu. Tahta yer döşemelerinin bir bölümü bile sökülmüş, Kırılıp dökülen pencereler sağa sola atılmış, Okulda sağlam durumda kala kala sadece bir kara tahta kalmış.

"Eğitim kurumu bu hale getirildiyse acaba evler ne haldedir?” diye düşünüyoruz. Karşımıza Beşiktepe ve Malatya’dan farklı bir şey çıkmıyor. Tatlıca’da da acı gerçekle yüz yüze geliyoruz. Buradaki evlerin de yüzde yüze yakını dozerle yıkılmış, talan edilmiş. Bunun mantığını anlamak gerçekten çok güç. Görüntü almak için girip çıktığımız her evin içerisinde ayrı bir korkunç tablo ile karşılaşıyoruz. Yakın geçmişte buralarda insanların yaşadığına dair en ufak bir iz bulmak mümkün değil. Sanki yüzyıllar öncesinde terkedilmiş bir köy haline getirilmiş. Tatlıca da öylesine ciddi bir tahribat yaşanmış. İnsafsızca ve acımasızca Arpalık’ta da aynı duyguları yaşamıştık.

Güneye doğru ilerleyip Tatlıca ve Tabanlı köylülerinin birlikte kullandıkları mezarlığı buluyoruz. Mezarlık değil, aslında mezarlık alanını buluyoruz. Çevresindeki teller sökülüp götürülmüş. İçerisindeki mezarlar, bakımsızlıktan ve tahribattan yerle bir edilmiş. İçerisinde sadece bir tane 1971 yılında ölmüş Dervişe İzzet isimli kadının mezarına rastlıyoruz. Başka ne mezar, ne de mezar taşı var.

Baf’ın şirin Türk köyü Tatlıca artık tam anlamıyla hayalet köy durumunda.

TABANLI (İSTİNCO)

Acı izlenimlerle ayrıldığımız Tatlıca’dan sonra rehberimiz Mehmet Gökkuşak’ın köyü olan Tabanlı’ya (İstinco) doğru yöneliyoruz. Baf dağlarının güzellikleri arasında 1974 öncesi saf bir Türk köyü olan Tabanlı’yı yüzlerce badem, harup ve incir ağaçları çevrelemiş. Bu Tabanlı’da yaşayan Türklerin topraklarına ne kadar sahip çıktığının, ne kadar üretken olduğunun bir göstergesi durumunda.

Köye girmeden yüksekçe bir yerde bir mezar görüyoruz. Rehberimiz söz konusu mezarın 1972 yılında henüz 18 yaşındayken denizde boğularak ölen Hasan Kasım’a ait olduğunu söylüyor. Oraya çıkıp mezarın görüntüsünü alıyoruz. Genç yaşında ölen Hasan Kasım’ın mezar taşının içerisine yerleştirilmiş camlı fotoğrafı tüm canlılığı ile duruyor.

"Allah kimseye böyle bir acı vermesin” diyerek Tabanlı’daki çalışmalarımıza başlıyoruz.

Köyün girişinde ilkokul karşımıza çıkıyor. Şirin köy Tabanlı’nın ilkkokulu samanlık haline getirilmiş. Tıka basa balyalarla dolu. Balyalar arasında kara tahtanın bir bölümü görünüyor. İçeriye girmek mümkün değil. Kapıları sökülmüş, demir pencerelerinin camları tamamen kırılmış. Rehberimiz Mehmet Gökkuşak ilk şokunu burada yaşıyor. Bir zamanlar eğitim gördüğü okulunun bu hale getirilmiş olması onu derinden üzüyor. Malatya, Beşiktepe ve Tatlıca’dan sonra belki ayakta kalmış bir köy buluruz umuduyla köyde adım adım ilerlemeye başlıyoruz. Umutlarımız burada da boşa çıkıyor. Bölgedeki tüm köylerin kaderi aynı. Kıbrıslı Türklerin Nüfus Mübadelesi anlaşması sonrası 1975’de terketmek zorunda kaldıkları köylere Rum Yönetimi tarafından yollanan dozerle buraları intikam alırcasına harap etmiş.

Tabanlı’da da çok az sayıda ev ayakta kalmış. Kalan bu evleri de bir çoban işgal etmiş. Beşiktepe’de olduğu gibi Tabanlı’da da bir köy bir çobana teslim edilmiş. Ayakta kalan 3-4 evin tümünde de küçükbaş hayvan ve domuz besleniyor. Söz konusu çobanın temizlediği ağıllardan çıkarttığı hayvan dışkılarını Tabanlı’nın köy meydanına yığmış. Ağır koku her tarafa yayılmış, tam bir çevre rezaleti. Rehberimiz harabe haline getirilmiş Tabanlı’daki evini bulmakta neredeyse güçlük çekiyor. Doğup büyüdüğü ömrünün belki de en güzel yıllarını geçirdiği Tabanlı’nın bu hale getirileceği aklının ucundan bile geçmeyen Mehmet Gökkuşak, “Herkes evine dönsün diye çağrı yapan Rum Yönetimi’nin insanlık anlayışı bu mu?” diye sormaktan kendini alamıyor. Kendisi ve atalarının yetiştirdiği badem, harup ve incir ağaçlarının bulunduğu bahçelere yöneliyor. Bakımsızlıktan kurumaya yüz tutmuş ağaçları görünce acısına bir acı daha ekleniyor.

Tabanlı’da incelemelerimizi sürdürüp camiyi buluyoruz. Buradaki cami de bakımsızlık kurbanı. Kapısı, pencereleri kırılmış, içerisi güvercin yuvaları ve pislikleriyle dolu. Diken ve otlarla kaplı çevresinde dolaşmak çok zor.

Camiden sonra köyün alt kısmında kalan ve 1974 öncesi yaklaşık 10 ailenin yaşadığı Appiyaca bölgesine gidiyoruz. Buradaki durum da aynı. Bütün evler yerle bir edilmiş, her taraf harabe haline getirilmiş.

Haritadan silinir derecesine harebe edilmiş bu Türk köyündeki izlenimlerimizi daha tamamlıyoruz.

Rehberimiz Mehmet Gökkuşak’ın gözü arkada kalıyor. Köyü çıktıktan biraz sonra burada bir hatıra foroğrafı çektirelim diyor. Tabanlı’yı arkamıza alıp denklaşörümüze son kez basıyoruz.

YAKACIK (MAGUNDA)

30 Temmuz günü Baf bölgesinde yaptığımız gezimizi Yakacık’ta (Magunda) noktalıyoruz.

Coğrafi konum olarak Baf’ın 42 kilometre kuzeyinde bulunan Yakacık’a ulaşmak için önce Poli’ye gidiyoruz. Poli’den batıya doğru ayrıldıktan 3 kilometre sonra Yakacık’ı buluyoruz.

Saf bir Türk köyü olan Yakacık’ın ünü Osmanlı dönemine kadar dayanıyor. Osmanlı döneminde 3 kez sadrazamlığa bir kez de Yüksek Meclis Başkanlığı’na yükselen Mehmet Emin Paşa’nın Magundalı olduğu biliniyor.

Böylesi tarihi önemede sahip Yakacık denize hakim bir bölgede kurulmuş. Denize kadar uzanan tarımsal arazileri var.

Denize doğru eğimli bir yolun sağına ve soluna kurulmuş Yakacık’ta bulduğumuz ilk evlere birkaç gurbet aile yerleştirilmiş. Gurbetler diğer yerlerde olduğu gibi burada da sefil bir yaşam sürüyor.

Yakacık’ın içine ilerledikce gerçeklerle burada da yüz yüze geliyoruz. Attığımız her adımda karşımıza yıkılmış ve harap olmuş bir ev çıkıyor. Köyde ayakta kalan evlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Zaten bu evler de diğer Türk köylerde olduğu gibi hayvan barınağı haline getirilmiş. Yıkılmış ve harabe haline getirilmiş evlerin içine yılandan ve çıyandan girilmezken hayvan barınağı haline getirilmiş evlerin içine de hayvan pisliği ve kokudan girilmiyor.

Köyün camisi de ortalarda görülmüyor. Bütün köyü ve denizi gören çok güzel bir alana kurulmuş Yakacık İlkokulunu buluyoruz. Aslında okulu değil okulun duvarlarını, bir başka deyişle iskeletini buluyoruz. Yakacık İlkokulunun ne kapısı, ne penceresi ne de çatısı bırakılmış.

Herşey sökülmüş, kırılmış, dökülmüş, okul içinde hayvan leşlerine rastlıyoruz. Korkunç bir manzara ve koku. Okulun hemen solundaki bir ev de hayvan barınağı haline getirilmiş. Onun görüntüsünü alırken köyü mekan haline getiren 5-6 köpeğin sağa sola kaçıştığını görüyoruz.

enformasyond
28.06.2007 19:06:49


http://www.aysekocaturk.com/haberOku/?id=NjA=
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Güneydeki Türk Köylerinin Durumu!!!
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TÜRK BİRLİĞİ :: BAĞIMSIZ TÜRK DEVLETLERİ :: KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ-
Buraya geçin: